Alan kızlar

Tacizci Malik PART 1

2020.10.26 09:37 Bursaland Tacizci Malik PART 1

Berber deyip geçmemek lazım. Bir insanın seçtiği berber hayatında önemli yer tutar. Bakkal kasap gibi bir şey değil ki, adama kafanı teslim ediyorsun. Tepesi atıp alsa sağ kulağını ne yapacaksın? Gerçi benim için berberin sadece orospu çocuğu olmaması yeterli ya; onun için bile zamanında kaç berber dolaştım. Asıl sorun doğru dürüst okumamış insanların eline böyle büyük bir gücün verilmesi. Adam kafana makinayı vurup traşını yarıladı mı ister anana küfreder, ister fiyatı aniden yükseltir. Öte yandan bu durum aslında berberlik mesleği için bir avantaj olarak da görülebilir. Sadece insan gibi insan olmanız bile size ekstradan müşteri kazandırır. Mesela benim berber amca, adam çok kitap yutmuş, çok kültürlü biri. Haliyle muhabbeti koydu mu traşın nasıl geçtiğini anlamıyorsun. Berber okulunda bir tane de “muhabbet” dersi olmalı zaten. Müşteri tutmanın bir numaralı koşuludur hoşsohbet olmak. Bayan kuaförlerinde ne yazık ki yoktur bu ilişki. Onlarda daha çok, makas altındaki müşteri sıra bekleyenlerle dedikodu yaparak geçirir vaktini. Bizim berbere traş olmaya giderken önce yanındaki kuaförün önünden geçerdim. İçeride çalışan kızlar aynadan beni keserdi hep ama ben daha çok operasyon altındaki kafaları incelerdim. Kuaförlerin işi daha zor olsa gerek, postiş, çıtçıt, boya, röfle, gölge, kaynak… Düz saçlısı geliyor, küt saçlısı geliyor, kıvırcığı geliyor. Her çeşit kadın geliyor. Tabi bir çeşit hariç; türbanlılar. Türbanlılar kuaför işlerini nasıl halleder? Saçlarını açamazlar, çünkü cehennemde yanma tehlikesi var. Allah korusun hanımefendi açılmış saçılmış, saçı başı meydanda; tam o sırada bir erkek geçiyor kuaförün önünden. Kafasını çevirip içeri bir baksa, gitti kırk yıllık namaz, zekat, hac, oruç. Sıfırlandı, resetlendi yani. Ya tamam şaka bir yana ben gerçekten görmedim türbanlı bir kadının kuaföre gittiğini. Şimdiye kadar yaptığım geyiğin de bir maksadı var aslında. Bizim apartmanın dul yöneticisiyle ilgili… Apartmanımıza geldiği gün belliydi kadının başımıza bela olacağı. Daha eşyaları eve taşıtırken kapıcıyla kavga etti. Gecenin o saatinde gürültü yaptığı için müdahale etmiş Muammer Abi (the kapıcı). “Lütfen, bu saatte gürültü oluyor, biraz daha sessiz olamaz mısınız?” deme gafletinde bulunmuş. Ben apartmanın girişinden gelen çığlıkları duydum da birine tecavüz ediyorlar sanıp apar topar dışarı çıktım. O on yedi basamak merdiveni inerken aklımda ne güzel hayaller vardı. Hesapta aşağıda bebek gibi bir kıza saldıran bir sapık olacaktı. Ben de “bayanı rahat bırak” diyip sapığın tepesine binecektim. Ondan sonra: -Ay çok mersi ırzımı namusumu kurtardınız, size nasıl teşekkür edebilirim? -Size bir içki ısmarlamama ne dersiniz? Bildiğim çok güzel bir yer var. Derken aşağıya inmişim bile. Olay mahaline vardığımda gördüm ilk defa o kadını. Elli yaşlarında, şık giyimli birisiydi. Çiçek desenli açık renk bir türbanla saçlarını tamamen kapamıştı. Saç rengini anlamak mümkün değildi ama türbanın şekline bakınca saçlarını türbanın içinde topuz yapmış olduğunu anlayabilirdiniz. Kapıcıyı köşeye sıkıştırmış, suratına resmen çığırıyordu. Zavallı kapıcı bir tavşan gibi sinmiş, kadının konuşmasının bitmesini bekliyordu. Cevap vermeyi bırakın, yüzüne bile bakamıyordu kokonanın. Yanlarına fazla yaklaşamadım. Raid sineksavar gibi, çıkardığı o tiz ses sayesinde yanına yaklaşmama izin vermiyordu. Söyledikleri kelimeler (ben, kim olduğumu, derler bana, seni… gibi) tek tek anlaşılıyordu ama aralarında bir bağ kuramadığım için kavganın neyle ilgili olduğunu anlayamamıştım. Soprano resitali devam ederken bir yandan da benim yaşımda sakallı sakallı gençler, “reverse” modda çalışan hırsızlar gibi içeriye harıl harıl eşya taşıyorlardı. Kapıcı ölecek diye düşündüm. Ama ölmedi. Kokona işini bitirdikten sonra sanki saldırıya uğrayan oymuş gibi içini çeke çeke yanımdan geçti ve asansöre bindi. Kapıcı Muammer Abi’nin ise hala eli ayağı titriyordu. Yanına gittim, “Ne oldu?” diye sordum. Bir süre cevap veremedi. Derin derin nefes aldıktan sonra olup biteni anlattı bana. Sonra da gitti, apartmanın açık bırakılan kapısını kapattı. Ne de olsa sakallı çocuklar işini bitirip Mr.Muscle gibi ortadan kaybolmuşlardı. Ben de eve gittim. Yolda asansörün durduğu kata baktım. Onuncu, yani en üst katı gösteriyordu. Bir hafta sonra apartmanın olağan toplantısı vardı. Bu bir hafta boyunca çığırış ve kavgalar devam etmişti. Çoğu zaman kurbanlarının kim olduğunu öğrenmeye tenezzül etmemiştim. Yalnız bir kere bizim karşı komşu Huri Teyze’yi çok fena haşlamış. Dershaneden döndüğümde bizim evde annemle oturuyorlardı. Yaşlı başlı kadın ağlıyordu. Kokona, arabasını Huri Teyze’ninkinin önüne parketmiş. O da çekine çekine “arabanızı çeker misiniz?” falan diyince kadın inmiş aşağıya, Huri Teyze’nin resmen ağğğzına sıçmış. Üstüne de arabasına bir tekme indirip ön tamponu dağıtmış. İşte böyle durumlara çok sinirleniyorum. Kimse kadına bulaşmak istemediği için her yaptığı yanına kar kalıyor. Toplantıdan önce evleri dolaşıp herkese “toplantının içeriği” diye bir kağıt dağıttılar. Kapıcının elinden alıp direkt maddelere baktım: 1) Aidatların görüşülmesi 2) Apartmanımıza uydu anteni takılmasınokta nokta nokta 7) Tacizci malik konusunun gündeme getirilmesi ve kınanması “Malik kim?” diye sordum. Apartmanda bir de erkek sapığın dolaştığını bilmiyordum. Sonra annemden öğrendim; malik mülk sahibi demekmiş. Yani bizim kokonadan bahsediyorlar. Bu sorun yönetim kuruluna kadar gittiğine göre yakında bitmesi lazımdı. Derin bir nefes aldım, evimiz birinci katta olduğu için aşağıdaki kavga ve çığırışların bitmesi en çok beni sevindirecekti. Acaba nasıl bir önlem alınacaktı? Büyük ihtimalle kadını uyaracaklar ve polis çağırmakla falan tehdit edeceklerdi. Akşam toplantı başladığında, olanları uzaktan seyretmek için ben de aşağı indim. Yalnız toplantıda “Tacizci Malik” yoktu. Herkes onun hakkında konuşuyor, birbirine yakınıyordu. Konuşmaları dinlerken bir çok yeni vukuatını öğrendim. Mesela arka tarafta top oynayan çocukların, arabasına top gelebilir diye, toplarını yakalayıp kesmiş (gerçi yaptığı en hayırlı iş oldu). Top da kırk milyonluk Adidas top, öyle Kames iki kat üç kat değil. Bir de yöneticinin karısını sıkıştırmış “Benim tavan akıyor” diye. Görenler Tacizci Malik’e yine bir şey yapamamışlar, yöneticinin karısını kaçırıp kurtarmışlar. Liste uzadı gitti. Millet de konuştukça konuşuyordu. Söylentilere göre eskiden İstanbul’da oturuyormuş. Ne olduysa buraya taşınmış. Kocasını ise kimse bilmiyor. Zamanında bir kocası var mıydı, o da bilinmiyor. Dedikodular bölünerek çoğalırken asansörün kapısı açıldı. İçinden o çıktı. Bir anda herkesin sesi kesildi. Ben toplantının dışında ayakta duruyordum. Önce benim yanımdan geçti. Kafasında düz mavi bir türban vardı. Saçını yine içeride topuz yapmıştı. Sanki birinden dayak yemiş gibi burnunu çeke çeke boş sandaleye oturdu. Gerginliğe fazla dayanamayıp eve çıktım. Nasıl olsa kapıyı açtığım zaman konuşmaları duyabilecektim. Tahmin ettiğim gibi, çığlıkların başlaması uzun sürmedi. Koca apartman bir kadını susturamıyordu. Kadın sanki işkence yapılıyormuş gibi bir taraftan bağıra bağıra ağlıyor, bir taraftan da tavanla ilgili bişeyler anlatıyordu. “Ben dul bir kadınııım!” lafını anlayabildim, gerisi yine bulanıktı. Bu sefer birlik olmaktan cesaret alan apartman sakinleri “Sus!” falan diyorlardı ama kadın yine transa geçmiş gibi kimseyi duymadan sözlü saldırılarına devam ediyordu. Kapıyı kapattım ve olanlara sevindim. Sonunda gerçekten polis gelip kadını alıp tımarhaneye tıkacaktı ve biz de sonsuza kadar kurtulacaktık. Babamı beklerken televizyona bir göz atayım dedim. İronik bir şekilde, televizyonda bir tartışma programı vardı ve konuşan da “Yeni Taharet” gazetesinin türbanlı editörü Emine Topkapı’ydı. O da saçlarını içeriden topuz yapmıştı: -Bütün dünya kuvvetleri birleşse benim bu türbanımı çıkartamaz. Anlıyor musunuz? O an gözümün önüne o kadının onlarca tank, bazuka, mitralyöz, sniper’la sarılmış hali geldi. Üzerinde bir sürü kırmızı nokta, vur emrini bekliyor. Tankların birinin üzerinde de dişlerinin arasında puro tutan bir general: -Biz dünyanın bütün kuvvetleriyiz! Ya türbanını açarsın ya da sana resmen savaş ilan ederiz! Sonra daha mantıklı bir şey hayal ettim. Arnold Schwarzenegger Emine’ye arkadan kurt kapanı yapmış, Jean Claude Van Damme ve Wesley Snipes da kadının türbanını çıkarmaya uğraşıyor. Sonra böyle bir şeyin olamayacağına sinirlenip kanalı değiştirdim… Bir saat sonra babam geldi. Ona olan biteni sordum ama beni duymuyor gibiydi. Eliyle kulaklarını sıvazlıyordu. Ancak sıcak bir neskafenin ardından yarım saat sonra kendine gelebildi. Bize olanları anlatırken bile hala kulaklarını tutuyordu. Tacizci Malik onuncu katta tavanı akan evi satın almış. Satıcı bile satmak istememiş daireyi “başına bela açar” diye. Kadın yine de almış ve çok ucuza kapatmış tabi evi. Aşağıda toplantıda da akan tavanına ağıt yakıyormuş, dolandırıldığından bahsediyormuş. Ve apartman, yöneticinin itirazına rağmen, para toplayıp kadının tavanını yaptırma kararı almış. Yönetici buna isyan edip istifa etmiş. Yeni yönetici de Tacizci Malik olmuş. Kadın resmen ruh hastası olmasının ödülünü almış. Babama “Nasıl böyle bişeyi yaparsınız?” diye sordum. “Sussun diye yaptık” dedi bana!
Yazan: Efe Aydal 
submitted by Bursaland to hikayesanati [link] [comments]


2020.10.18 17:43 Minik_enginar_yemegi LATINCE#9 Şahıs zamirleri

Şahıs zamirlerinden bahsetmeden önce bir önceki dersin cevaplarını ve birkaç önemli hususa değineceğim.
Kraliçeyi övüyorum./ Yaşamı seçtim./ Masayı değiştirmiş olacağız./ Kadınları silahlandırmayacağım./ Kızlar tekerlekleri taşıyorlar./ Roma'ya girdiler./ Gölgelerin ruhunu çağrıyorum./ İbadet ediyor musun?
Cantaveram./ Aquam negavit./ Hodie pugnabimus./ Puellam reginae amabam./ İram celat./ Stellas cogitas./ Regina uvam vetuerat./ Puella non spirat.
Birkaç önemli konu
Latincenin kelime düzeni aynı Türkçede olduğu gibidir, yoktur. Özne daima "Nominativus" haldedir. Aksi belirtilmedikçe; öznenin, yüklem aracılığı ile iş uyguladığı öge olan Nesne "Accusativus"dur. Bunlara girmek, korkmak gibi geçişli olmayan fiiller de dahil.
Şahıs Zamirleri
"O" ve "Onlar" şahıslarını daha sonra vereceğim.
Singularis Pluralis
Nom. Ego=Ben Nos=Biz
Gen. Mei=Benim Nostri/Nostrum=Bizim
Acc. Me=Beni Nos=Bizi
Abl. Me=Benden Nobis=Bizden
Dat. Mihi=Bana Nobis=Bize
Voc. - -
Singularis Pluralis
Nom. Tu=Sen Vos=Siz
Gen. Tui=Senin Vestri/Vestrum=Sizin
Acc. Te=Seni Vos=Sizi
Abl. Te=Senden Vobis=Sizden
Dat. Tibi=Sana Vobis=Size
Voc. Tu=Ey sen! Vos=Ey Sizler!
Kelime Listesi(f.)
Fortuna(KadeŞans)/ Gloria(Zafer)/ Lingua(Lisan)/ Latina(Latince)/ Via(Yol)/ Arena(Kum)/ Silva(Orman)/ Filia(Kız Evlat)/ Casa(Ev)/ Terra(Yeryüzü/Alan/Bölge)/ Sagitta(Ok)/ Epistula(Mektup)/ Capsula(Kutu)/ Culina(Mutfak)/ Insula(Ada)/ Corona(Taç)/ Hora(Saat)/ Natura(Doğa)/ Lupa(Kurt)/ Lacrima(Gözyaşı)/ Vacca(Inek)/ Fomica(Karınca)
Isim Listesi (m.)
Persona(Kişi/Şahıs)
Anlamadığınız yeri sorabilirsiniz.
submitted by Minik_enginar_yemegi to LatinceTR [link] [comments]


2020.10.18 17:42 Minik_enginar_yemegi LATINCE#9 Şahıs Zamirleri

Şahıs zamirlerinden bahsetmeden önce bir önceki dersin cevaplarını ve birkaç önemli hususa değineceğim.
Kraliçeyi övüyorum./ Yaşamı seçtim./ Masayı değiştirmiş olacağız./ Kadınları silahlandırmayacağım./ Kızlar tekerlekleri taşıyorlar./ Roma'ya girdiler./ Gölgelerin ruhunu çağrıyorum./ İbadet ediyor musun?
Cantaveram./ Aquam negavit./ Hodie pugnabimus./ Puellam reginae amabam./ İram celat./ Stellas cogitas./ Regina uvam vetuerat./ Puella non spirat.
Birkaç önemli konu
Latincenin kelime düzeni aynı Türkçede olduğu gibidir, yoktur. Özne daima "Nominativus" haldedir. Aksi belirtilmedikçe; öznenin, yüklem aracılığı ile iş uyguladığı öge olan Nesne "Accusativus"dur. Bunlara girmek, korkmak gibi geçişli olmayan fiiller de dahil.
Şahıs Zamirleri
"O" ve "Onlar" şahıslarını daha sonra vereceğim.
Singularis Pluralis
Nom. Ego=Ben Nos=Biz
Gen. Mei=Benim Nostri/Nostrum=Bizim
Acc. Me=Beni Nos=Bizi
Abl. Me=Benden Nobis=Bizden
Dat. Mihi=Bana Nobis=Bize
Voc. - -
Singularis Pluralis
Nom. Tu=Sen Vos=Siz
Gen. Tui=Senin Vestri/Vestrum=Sizin
Acc. Te=Seni Vos=Sizi
Abl. Te=Senden Vobis=Sizden
Dat. Tibi=Sana Vobis=Size
Voc. Tu=Ey sen! Vos=Ey Sizler!
Kelime Listesi(f.)
Fortuna(KadeŞans)/ Gloria(Zafer)/ Lingua(Lisan)/ Latina(Latince)/ Via(Yol)/ Arena(Kum)/ Silva(Orman)/ Filia(Kız Evlat)/ Casa(Ev)/ Terra(Yeryüzü/Alan/Bölge)/ Sagitta(Ok)/ Epistula(Mektup)/ Capsula(Kutu)/ Culina(Mutfak)/ Insula(Ada)/ Corona(Taç)/ Hora(Saat)/ Natura(Doğa)/ Lupa(Kurt)/ Lacrima(Gözyaşı)/ Vacca(Inek)/ Fomica(Karınca)
Isim Listesi (m.)
Persona(Kişi/Şahıs)
Anlamadığınız yeri sorabilirsiniz.
submitted by Minik_enginar_yemegi to KGBTR [link] [comments]


2020.09.29 18:07 yuzenpipi KIRMIZI ODA İNCELEME. BOL BOL SPOI VAR ONA GÖRE OKUYUN

NOT : Ben yuzenpipi ve öncelikle yazıya başlamadan belirtmeliyim ki ben bir film/dizi yorumlayıcısı/analizcisi değilim ve yazdığım yazıda farketmeden spoi vermiş olabilirim ondan dolayı bunu göze alarak okuyunuz.
Yazıma başlamadan önce Türk dizi kültürüne ufak bir eleştiriyle başlayacağım.
Biliyorsunuz ki Türk dizi sektörü (şahsen ben izlemiyordum ama illaki denk geldim) iğrenç komedi içerikleri barındıran prodüksiyondan yoksun sanki 5. sınıfa giden bir çocuğun yazdığı senaryo ve metinden ilerleyen garip bir kazanç sektörüne dönüştü. Zengin çocuk ve muhafazakar aile / aptal aşiretler ve yasak aşk temalarından öte gidemiyor çok uzun süredir ha bi de MAFYA dizisi diye hitap ettikleri 3 5 yaşındaki çocukların izleyip izleyip psikolojisini bozan aptal dizileri de atlamazsak olmaz. Şu anki dizilerde gözlemlediğim ve reklamlarında olsun denk geldiğim ya da sosyal medyada bile alay konusu olan içeriklerinden bahsedecek olursak: Aile içi şiddet genelde çocuğa karşı ya da kadına karşı olarak işleniyor. Yasak aşk ve muhtemelen bunun da bir meyvesi. Sürekli silah çatışmaları aralıksız insan ölümleri. Bu tip olaylarda %99 ihtimalle polisin ve diğer kolluk kuvvetlerinin sessiz kalması (arka sokaklar felan izlemiyorsanız böyle oluyor genelde). Çok zengin bir çocuk ve muhtemelen çocuğun aşık olduğu güzel ama fakirlikten ağzı kokan bir kız aşkı (kızın %75 ihtimalle annesi ölmüş ve aptal bir babası/abisi var asla medeni insanlar olmuyorlar). Kendilerini "komik" sıfatına sokan iğrenç bel altı ve asla bırak yüz güldürmeyi bu ne amk dediğiniz espiriler. He bi de sanki mermi hilesi yazmışcasına asla bitmeyen şarjörler de işin içine girdiğinde ortaya Türk dizi kültürü çıkıyor. He bi de uzun bakışmalar "hint filmi" diye hitap ettiğimiz kültür bizim sinema sektörümüze de uğramış bulunmakta. Ben pek dizi izleyen birisi değilim hatta neredeyse izlemem hiç vaktim olmuyor pek ama arada ufak kaçamaklar yapıyorum. Bu arada daha demin değindiğim ve "vakit kaybı" diye hitap ettiğim dizilere asla vakit ayırmıyorum izleyenlerden duyduğum bilgiler ve 1 2 fragman izleyerek bazısının da özetini ne anlatmak istediğini okuyarak bu bilgilere vardım. Bana göre iğrenç sadece kar amacı güden ve prodüksiyondan uzak sıkıcı iğrenç dialoglarla dolu olan en ufak bir merak uyandırmayan ve bırakın 1 dakika sonrayı dizinin finalini tahmin edebileceğiniz basit hiçbirşeye benzemeyen bazı insanların deyimiyle "toplum ahlakını kötü etkileyen" sığ ve niteliksiz dizilerle dolu Türk televizyon ekranı. Unutmayın ben bir dizi analizcisi değilim sadece kendi yorumlarım bunlar yanlışı doğrusu olabilir hatta size göre tamamen yanlış olabilir bu benim kişisel düşüncem.
NOT 2 : Öncelikle dizinin şu an yayınlanmış 4 bölümü var ve bu bölümlerin tamamını izlediğimi belirtmem lazım. Ve toplamda 5 fragmanı var. Bildiğim kadarıyla TV8'de yayınlanıyor ama youtubeden izlemek daha iyi geliyor. Araya reklamlar girmiyor ve tuvalet çay doldurma su alma gibi molalar verebiliyorum durdurma imkanım var kısaca.
Şimdi yazıya geçelim,
Öncelikle sürekli Netflix'ten dizi izleyen isnanlar için "Kırmızı Oda" dizisinin bir bölümü nerdeyse içeriği sığ, eşcinsellik, black lives matter, ve bilimum herkesin bildiği sığ toplumsal mesajlarla dolu olan ve kötü oyunculukların master yaptığu bir Netflix dizisinin neredeyse bir sezonu uzunluğunda. Çoğu netflix dizisinin kötü oyunculuklarla dolu olması sürekli bir çok cinsiyet ya da eşcinsellik gibi temalarla dolu olmasına anlam veremediğim gibi hoşuma da gitmiyor. İzlediğim en ufak bir Netflix dizisi ya da filminde bile bir eşcinsel karakter görüyorum ya da sex içerikli oluyor. Komiklikten en ufak pay almamış sığ bir mizah anlayışıyla dolu olduklarını söylemezsem olmaz. Bu yüzden animasyon diye hitap ettiğim ve "rick and morty" gibi biraz daha adult kaçan dizileri filmleri izlemeyi seviyorum. Sebebi de çok bariz yukarıda ve aşağıda da defalarca kez belirttiğim oyunculuk hataları. İzlediğim animasyon dizi/film'lerinde neredeyse hiç kötü seslendirme ile karşılaşmadım ve keyif alarak izledim. Bilgisayar ortamında oluşturulan karakterlede olabilecek az kusur vardı ve bunları daha rahat kabullediğimden izleme açısından keyif alıyorum. Ama insanların oynadığı düşük bütçeli ergen dizileri de midemin içindekilerinin ekrana çıkmasını sağlıyor. Her dizi filmde sex ve eşcinsellik olmasın lütfen ben bazen "saf komedi" veya saf aksiyon ("bulletrain") olsun istiyorum ama kıçından başından biyerlerden 2 erkeği ya da 2 kadını bir şekilde seviştiriyorlar anlamıyorum bu politikayı. Her neyse artık yazımıza geçelim.
NOT 3 : Biliyorum hala diziyi anlatmaya bile geçemedim ama bana şu şekilde yaklaşmayın. Sen de hiçbir şeyi beğenmiyorsun diyeceksiniz. Herkesin kriterleri vardır ve ben biraz daha katı davranıyorum çoğu zaman acımasız davrandığım da söylenebilir. "Kırmızı Oda" dizisi çok mu iyi derseniz hayır değil ama son dönemde bırakın TV'yi diğer platformlarda bile karşılaştığım çoğu diziye açık ara fark atarak galip geleceğini söylemem gerekiyor. Oyunculuk kusurları benim gözüme çok batar ve bundan dolayı onlarca diziyi 1 2 bölüm izledikten sonra kenara bırakırım. Yine "bağzı" arkadaşlar diyebilir ki "çık sen oyna o zaman amk" ben kendi oyunculuğum hakkında bişey demedim. "Kötü" diye hitap ettiğim oyuncuların o rolü benden bin kat daha iyi oynadıklarına ve oynayacaklarına eminim. Ama vakit ve çoğu zaman para ayırdığınız bu tip şeylerin iyi olmasını olabilecek en üstün başarıyı görmek istersiniz. Ben de öyle birisiyim ve bir tık da bu konuda katı olduğumu söyleyebilirim. Yine diyeceksiniz ki "Kırmızı Oda" dizisinde hiç mi kötü oyunculuk yok? Şunu diyeceğim ki ben şu güne kadar izlediğim hiç bir filmde dizide kusursuz oyunculukla dolu bir yapıt görmedim ama bazı film dizilerde bunlar çok göze çarpmaz bazısındaysa gözleri kör eder yanakları al al yapar "bu ne ya?" dersiniz.
Bu bir "Kırmızı Oda" dizisi övme yazısı değildir
Ana oyuncular :
Binnur Kaya - Doktor Hanım Tülin Özen - Doktor Piraye Burak Sevinç - Doktor Deniz Meriç Aral - Doktor Ayşe Halit Özgür Sarı - Klinik Müdürü Murat
Yardımcı oyuncular :
Gülçin Kültür Şahin - Sekreter Tuna Sezin Bozacı - Kafe Görevlisi Aynur Baran Can Eraslan - Çaycı Hüseyin
(Burda da çaycı Hüseyin olması başta biraz komik gelmişti ama güzel rol yapan bir kişiyiyi seçmişler)
Konuk oyuncular (Psikolojik rahatsızlıkları olan insanları canlandıran oyuncular)
Emre Kınay (5-) Hakan Meriçliler (5-) Melisa Sözen - Alya (2-) Evrim Alasya - Meliha (1-) Salih Bademci - Mehmet (1-4) Hande Doğandemir - Nesrin (1-4)
NOT: Yanlarındaki sayılar hangi bölümler arasında oldukları ya da hangi bölümlerde oynayacakları anlamlarına geliyor
  1. NOT : İzlemeyi düşünenler ya da izleyenler için Salih Bademci ve Hande Doğandemir yani Mehmet ve Nesrin ismindeki oyuncuların 4. bölümden sonra var olacaklarından emin değilim ama galiba onların işleri bitti.
Oyuncu incelemesi:
Normalde ana oyunculardan başlanır ama benim başra Alya (Melisa Sözen) oyuncusuyla başlamak istiyorum çünkü mükemmel oynamış rolünü. Bağzı yerlerde (spoi geliyor) ruh hastalığını "Batman Dark Knight" filmindeki "Joker" (Heath Ledger)'den bile daha iyi oynadığını düşünmeye başladım. Duygu değişimlerini çok iyi yakalıyor bakışları hareketleri mükemmel oynamış. Umarım gelecekte de rol alacağı film/dizilerde de bu başarıyı elde eder. Gerçekten tebrik ediyorum kendisini.
Baş psikoloğumuz herkesin "Doktor hanım", "Doktorum" (Binnur Kaya) diye hitap ettiği oyuncumuz. İsminden tam emin değilim duyduğumu da hatırlamıyorum internetten baktım orda da doktor hanım yazıyor. Her neyse izlemek isterseniz ismi geçiyorsa öğrenirsiniz ismi o kadar da önemli değil. Binnur Kaya bir çok film/dizide oynadığımız çoğumuzun komedi dalında tanıdığı bir isim. Oyunculuğu ile dikkat çeken ve kaliteli işler başaran bir kişi umarım başarılarını devam ettirir. Dizide aşırı akıcı konuşmasıyla ve iç sesinin de kimi zaman devreye girmesiyle birlikte gayet kaliteli bir oyunculuk yakalamış. Diksiyonuyla ve değindiği konularla bazen "Lan bu kadın acaba gerçek hayatta da mı bir psikolog" diyebileceğiniz bir isim. Gayet şık kıyafetler de giyindirerek ve müthiş bir çalışma ortamıyla da desteklendirilerek çok kaliteli yaptığı "Psikolog" rolünü de yapımcı ekip çok iyi pekiştirmiş. Dizide her doktor farklı alanla ilgileniyor. Doktor hanım ya da gerçek ismiyle Binnur Kaya daha çok yetişkin insanlarla ilgileniyor.
Doktor Deniz diye hitap edilen Burak Sevinç adlı oyuncunun canlandırdığı psikolog "çocuk psikoloğu" diye de anılan bölümde hizmet veren kişiyi canlandırıyor. Şu an 4 bölüm yayınlandığı için bu bölümlerde pek gözükmese de sadece 1 hastayla olan konuşmasını ve yaşanan olayları görebildik 4. bölümde. Gayet kaliteli bir oyunculuk yapmasının yanında elleriyle de yaptığı tahtadan maket figürlerle de öne çıkarılmış bir karakter. Şık giyindiği ve mimiklerini iyi kullandığı için puanım Burağa 10 üzerinden 8. 2 puan nerden kırdın diye sorarsanız adamı dizide görmediğim için. Ama konuştuğu yerlerde de gayet iyi oynadığını söyleyebilirim.
Diğer doktorlar hakkında yorum yapamayacağım dizinin daha başlarında olunduğundan çok az konuşmaları var ama gayet iyi oynadıkları aşikar.
Gelelim yardımcı oyuncuları eleştirmeye,
Herkesin "Sekreter Tuna" diye seslendiği Gülçin Kültür Şahin'in rolü üstlendiği ve kliniğin sekreteri olan kişi. Çok baskın bir karakter olmamasına karşın eğlenceli dizinin depresif havasını az da olsa kıran ve "Doktor Hanım" kişisinin de önceden yakın arkadaşı diye belirtilen oyuncu. Sık sık odalara kahve götürmesi ve gelen hastalarla yukarı çıkıp kayıt döküm defterine yazı yazarken olan sahneler dışında görülmeyen bir karakter.
"Kafe görevlisi Aynur" rolünü canlandıran Sezin Bozacı, pek değil neredeyse hiç baskın olmayan bir karakter. Kafe görevlisi rolünden de anlayacağınız üzere kliniğin kafesinde çalışan kişi rolünü üstlenmiş durumda dizi başından beri 2 3 dk ekrana yansıtıldığını düşünüyorum ve bu karakteri atlıyorum.
"Çaycı Hüseyin" rolüyle ekrana gelen Baran Can Eraslan. Bildiğimiz Çaycı Hüseyin değil. Kekeme bir çocuk. Çay kahve felan yapıyor işte bi extrası yok. İyi oynamış rolünü ama birisinin çocuğa kekeme konuşmanın sadece takılarak ve kelimelerin baş harflerini uzatarak olmadığını söylemesi lazım.
Şimdi konuk oyunculara gelelim,
NOT : BURADA SPOİ OLABİLİR ONDAN DOLAYI BURAYI OKUMADAN GEÇMENİZİ TAVSİYE EDERİM. BEN YİNE DE SPOİ OLAN KISIMLARA SPOİ GELİYOR YAZACAĞIM.
NOT 2 : KARAKTERLERİ ANLAMAK İSTİYORSANIZ DA OKUYUN
Emre Kınay ve Hakan Meriçliler kişileri daha sadece fragmanda gösterildiğinden bunların rollerini bilmiyorum.
Melisa Sözen'in canlandırdığı "Alya" karakteri. Kısaca bahsetmek gerekirse,
(SPOİ VAR ATLA BURAYI)
Çok zeki bir kız, okuduğu bölümü 1.likle bitiren hali vakti gayet yerinde olan ailesinden sevgi görmemiş annesi ve babasını 3 4 sene önce kaybetmiş bir kız. Küçükken büyüdüğü "köşk" te dışlandığından psikolojik sorunları var. Aynalardan nefret ediyor ve dokunsanız ağlayacak gibi. Çocukken görmediği sevgi onu kitap okumaya itmiş ve konuşma problemi var akıcı konuşamıyor ve 4 yaşındaki kız çocuğundan farksız. Çok zengin olmasına rağmen bir evsiz gibi giyiniyor çocukluğunda takılı kalmış bir kişilik bozukluğu var.
(SPOİ BİTTİ)
Akıl hastası gibi davrandığı yerlerde gerçekten kaliteli bir oyunculuk gösterdiğini söylemeliyim. Yukarıda spoi diye belirttiğim kısmı 4. bölümün ilk yarısında öğreniyorsunuz.
"Meliha" isimli karakterin canlandırılmasında rol alan Evrim Alasya. Kadın rolünü gayet layığıyla yapan çok sıkıntı çekmesine rağmen zorluklara hala göğüs geren "Güçlü Kadın" tabirine tam olarak uyan kişi rolünü çok iyi oynamış. (Saçlarını da kısa kestirmiş gerçek bir güçlü kadın işte)
(SPOI ALERT)
Öncelikle dizinin kötü bulduğum yönünde de belirteceğim gibi Meliha karakterinin hikayesi aşırı abartılmış. 5. boyut filmine dönen hikayesinde aşırı derecede hüzün ve acı geçiyor. Kısaca özetlemek gerekirse babası annesini zamanında bir pavyondan ya da genelevden kaçırıyor babası ve annesi birbirlerine aşırı aşık olmalarına karşın 6 tane de çocuk yapıyorlar. İşin özeti meliha 6 kardeş büyüyorlar. Ama annesi ve babası birbirleri dışında kimseyle ilgilenmediği için bu çocuklar kendi başlarına düşe kalka büyüyorlar. Melihanın annesinin Pavyondan ya da Genelevden gelmesinden dolayı peşinden adamların gelme ihtimaline karşın dağın başında bir yere yerleşiyorlar babası ve annesi önceden. Gün geliyor ve pavyon /genelev sahipleri gelip bunların babalarını vuruyor ve en büyük kız kardeşi alıp götürüyorlar. Daha sonra polisler getiriyor kızı ama 5 gün boyunca 15 16 yaşındaki kıza tecavüz ediyorlar dizi gereği (böyle bir sahne yok tabii ki de) her neyse gel zaman git zaman yine anne aklını kaçırıyor felan derken geçinmek için yine anne orospu oluyor köyün erkekleriyle para karşılığı yatıyor. Anne aklını aşırı kaçırdığından olsa gerek gün geliyor yatağa düşüyor ve ölüyor. 2 erkek 4 kız kardeş ortada kalıyorlar. Anneyi de gömecek kimse olmadığından anneyi bu 6 kardeş en büyüğü tahminimce 16 17 yaşlarında en küçüğü de 3 yaşlarında olmak üzere. Bu arada en büyüğün bi küçüğü de 9 10 yaşlarında falan. Bi gariplil var orada. Neyse kardeşler alıyorlar kazmayı küreği anneyi gömüyorlar. Daha sonra büyük kız İstanbul'a kaçmak için ailecek, köyün erkekleriyle para karşılığı yatmaya başlıyor. Günler geçiyor para birikiyor derken İstanbul yolculuğu gerçekleşiyor. Büyük kız geneleve işe giriyor küçükleri de bir eve yerleştiriyor. Meliha dediğimiz kişi de genelevde çalışan kişinin bir ufağı. Meliha artık evin annesi rolünü üstleniyor 11 12 yaşındaki çocuk. Ablaları bunlara para yolluyor öyle hayatta kalıyorlar 3 5 yaşlarındaki ufak erkek çocukları marangoza işe giriyor o şekilde çocukluklarını geçiriyorlar. Gün geliyor ablalarını aradıklarında ablalarının 7 yerinden bıçaklandığını ve bu şekilde öldüğünü öğreniyorlar. Herkes perişan felan derken çocuklar çalışmaya başlıyor. Kızlar terzide oğlanlar da marangozda. Bu şekilde geçim sağlanıyor. Sonra herkes evleniyor derken meliha ev sahibiyle mecburi bir evlilik yapıyor. Adam Meliha'yı sürekli dövüyor derken 2 tane çocuğu oluyor Meliha'nın. Daha sonra evde bir yangın çıkıyor Meliha'nın büyük çocuğu yangında hayatını kaybediyor. Meliha'nın bilinen hikayesi bu.
(SPOI ENDS)
Meliha kaliteli bir işlenmiş bir karakter ve çok derin bir karakter. Dizide en çok göreceğiniz kısım Meliha karakterinin olacak.
Salih Bademci ve Hande Doğandemir'in canlandırdığı "Mehmet ve Nesrin" çifti. Bu ikilinin 2 tane de çocukları var. İlginç bir aile zenginler ama sorunları var. Açıkcası özellikle Salih Bademci çok iyi bir oyunculuk sergilemiş çok beğendim.
(SPOI ALERT)
Şimdi başlayalım karakterleri özetlemeye. Nesrin kişisinin pek bir geçmişini göremediğimizden sadece şu anını anlatacağım. Mehmet aşırı kıskanç psikolojik sorunları olan herşeyi şiddetle kavgayla çözen birisi. Nesrin dayak yiyen eş ve çocuklar da şiddet görüyor. Nesrin psikoloğa ayrılmak istediğini söyleyerek gidiyor. Mehmet kadını senelerce dövmüş.
Mehmet'in hikayesi de şu şekilde, çocukluğunda sürekli babasından dayak yiyen bir çocuk. Tüm ailesinden özellikle de babasından sürekli şiddet gören neredeyse her gün dayak yiyen ve bilimum bir çok sebepten ötürü dayak yiyen bir çocuk. En çok dayak yeme nedeniyse cılız ve hasta olması. Çocukluğu tramvatik geçerken ailesi abisini seviyor abisini asla dövmüyor ama diğerleri sürekli Mehmet'e fiziksel ve psikolojik şiddet uyguluyor. Gün geliyor askere gidiyor ve askerde de ne bir ziyaret ediliyor ne bir mektup telefon derken Mehmet aşırı sinirli eve geliyor ve ortalığın tabiri caizde amına koyuyor. Ardından ailesi bunu sinirli halde görünce Mehmet'i adam yerine koyuyor ve mehmetin her konudaki çözüm yolu şiddet oluyor. Çocuğunu da cılız diye döven Mehmet'in hikayesi galiba 4. bölümde bitiyor.
(SPOI ENDS)
Kaliteli oyunculuklar çıkarmışlar oyuncu da işini layığıyla yapmış ben beğendim.
Oyunculardan bahsetme kısmı bitti şimdi biraz da teknik detaylara geçeyim.
Dizinin ana konusu psikolojik rahatsızlıkları olan insanların ve psikoloji danışmanlarının aralarında geçen muhabbeti anlatıyor desek doğru olur. Bölüm sürelerinin çok uzun olduğunu söylemek gerekiyor, oralama 150dk diyebiliriz. Ondan dolayı çayınızı kahvenizi çerezinizi ve peçetenizi alıp ekran başına geçin. Sulu gözlü ya da hassas kalpliler için pek tavsiye etmediğim bir dizi. Çünkü çoğu yerinde gözlerinizi doldurabilecek sahneler var ve bu sahneler esnasında çalan müzikler ve yapılan oyunculuklar tek kelime ile ifade edilirse "MUHTEŞEM" bir Türk dizisi beni bu kadar duygulandırıp gözlerimden yaş düşme eşiğine getirmemişti. Dizinin en çok sevdiğim yerlerinden birisi de 2 tane aptal insanın aşkından ve arasında geçen kimsenin ilgilenmediği ilişkilerinden daha ve umarım hiçbir zaman bahsetmiyor oluşu. Dizinin daha teknik detaylarını merak eden arkadaşlar için kısa özet şu şekilde olacaktır:
Tür : Dram Psikolojik
Uyarlama Madalyonun İçi –Gülseren Budayıcıoğlu
Senarist : Banu Kiremitçi Bozkurt
Yönetmen : Cem Karcı
Başrol : Binnur Kaya Tülin Özen Burak Sevinç Meriç Aral Halit Özgür Sarı
Besteci : Fırat Yükselir
NOT: Dizinin bir kitap uyarlaması olduğunu bilmeyen arkadaşlar da yukarıda belirttim hangi kitap olduğunu.
Şimdi bence dizinin "+" ve "-" yönlerini kısaca ele almalıyım ve yazımı bitirmeliyim.
NOT : Dizi daha 4 bölümlük olduğu için çok +'sı az -' si olacaktır. Sebebi gayet basit, seyirci toplamak için çok kaliteli iş çıkarmaya çalışacaklar diye düşünüyorum ama bu başarının da her daim sürmesini istiyorum.
Dizide 2 aptalın aşkı anlatılmıyor. Daha çok toplumsal olaylara değindiğinden yaş kısıtlamasının üzerindeki herkes izlemeli bence. Psikoloğundan kahvedeki amcasına kadar herkes için ders niteliği taşıyan bazı yerleri var anlayıp yakalamasını bilene. Dizi sade yapılmış sürekli saçma sapan mekanlarda geçmiyor 1 2 tane farklı mekan dışında neredeyse hep klinikte ve kişilerin anlattıkları olayların gerçekleştiği yerlerde geçiyor. Bu da akılda kalıcılığı arttırıp " bu kimdi şimdi " ya da " bura nere" sorularıyla karşılaştırmıyor. İşi uzatmıyor uzun uzadıya bakışma sahneleriyle dolu değil dizi. Her saniyesi dolu dolu geçiyor. Ben duygusal şeyler izlemeyi sevmem ama güzel duygulandırıyor insanı burasını da iyi buldum. Oyunculuklar çok güzel olmuş sırıtan kimseyi görmedim daha hatta bazı yerlerde çok çok üst düzey işler ortaya çıkarılmış. Bir Türk yapımından beklemediğim bir iş ortaya serilmiş. Prodüktörler de kaliteli işler çıkarmışlar geçişler eski dönemde yaşanan yerledeki kıyafetler dizaynlar felan ince düşünülmüş güzel eklenmiş şeyler olmuş hep bunu da beğendim.
Eksi yönlerine geçeyim.
Notta da belirttim daha 4 bölüm olduğundan çok fazla eksi yönü yok dizinin ama 1 2 noktası var sıkıntılı olan.
Bazı yerler aşırı abartılmış Özellikle Melihanın hayatı. 5 tane 10 yaşlarında çocuğa ev veriliyor okula gitmiyorlar falan çok abartı bir hikaye olmuş. Melihanın kaliteli bir rol yapmasına karşın sürekli "Doktorum" demesi beni ara ara irite etmedi değil. Aynı şekilde Alya'nın da hikayesi bi tık abartıydı bunu ama kişilerin üstün oyunculukları kapatıyor diyebilirim sıkıntıları. Onun dışında psikolog sarılmıyor abi sarılsan bazıları icin herşey düzelecek sarıl be ablam artık izlerken benim sarılasım geldi Alyaya neyse bunları da hoş karşılayıp incelememi bitiriyorum.
Dizinin ilk 4 bölümüne 9/10 veriyorum.
NOT: ARKADAŞLAR BEN BİR ELEŞTİRMEN DEĞİLİM ONA GÖRE ATIP TUTUN VE TÜRK DİZİLERİNE KIYASLA YAPTIM YORUMLARIMI
submitted by yuzenpipi to KGBTR [link] [comments]


2020.09.07 19:08 blackpill999 Blackpill'e ara verelim...

Bu whitepill lurkleyen veya failed normielere değil, Incellere gelsin...
Cinsiyetler arası mücadelelerde algı yönetimi ve kitle manipülasyonu en çok kullanılan saldırı tekniğidir. Özellikle genç bireyler arasında, çekicilik kriterlerini temel alan çatışmalar gerçekleşir. Eskiden dedikodu ve söylenti yoluyla yapılıyordu, şimdi tweetlerle yapılıyor.
Öncelikle, bu çatışmanın iki tarafı normielerden oluşur. Yani normie erkeklerle normie kızlar birbirlerini mental olarak düşürmek için girişirler bu uğraşa. Cümleler genelleme içerse de, hedef ne üst segmentteki bireylerdir ne de ortalamanın altındakilerdir. Kısacası, normielerin kendi aralarında oynadığı avam bir oyundur bu...
Ancak görüyorum ki bu oyundan Inceller de etkileniyor. O kızlar o yazdıklarını, geçmişte kendilerinin amına koyup ortada bırakan bir erkekten ya da çevrelerindeki başarılı bir erkekten duydukları nefretten ötürü yazıyorlar... Ha madem önemsiyoruz bu tür söylentileri, öyleyse kadınlarla ilgili yaratılmış imajın yalanlığını tekrar hatırlatalım:
Vesaire vesaire... Ve dikkat ettiyseniz hiç makyaj konusuna girmedim bile.
Keşke "kedi ulaşamadığı ciğere murdar dermiş" meselesi olsaydı, ama değil. Hepimizin zihnindeki kadın imajından çok uzak o gün içinde karşılaştığımız kadınların çoğu. O osurukluların yerici konuşmalarına gereğinden fazla önem vermeyin beyler, erkeksiniz...
submitted by blackpill999 to turkincel [link] [comments]


2020.09.02 16:21 ALLAHSIZBRUH31 SEVGİLİ OLUNMAYACAK KIZLAR LİSTESİ (309 TANE) 😳😳😳

Sevgili olunmayacak kızlar listesi
1- Babası alkolik olan kızlar
2- Babasıyla arası annesinden iyi olan kızlar
3- Annesinden nefret eden kızlar
4- Half-korean kızlar
5- Asyalı erkekleri yakışıklı bulan kızlar
6- Esmer erkekleri sevmeyen kızlar
7- Atatürk'ü seven kızlar
8- Croptop giymeyen kızlar
9- 58 kilo üzeri kızlar
10- Fatshaming yapmayan kızlar
11- Siyaset konuşan kızlar
12- Feminist olmayan kızlar
13- Kızlara mal diyen kızlar
14- Mal kızlar
15- Japonlara ilgi duyan kızlar
16- 8 veya daha fazla flörtü olmuş kızlar
17- Siyah saçlı kızlar
18- Kahve rengi saçlı kızlar
19- Mavi gözlü kızlar
20- Küçük memeli kızlar
21- Sütyen giyemeyen kızlar
22- Düzensiz adet olan kızlar
23- En az bir kere idrar yolu enfeksiyonu yaşamış olan kızlar
24- Bademciklerini aldırmış kızlar
25- ''Askim'' yazan kızlar
26- Yazım kurallarına uymayan kızlar
27- Erkekler
28- Çok ironik kadınlar
29- Avukat olmak isteyen kadınlar
30- Psikolog olmak isteyen kadınlar
31- KOUJTEWOILKYJMEWPOYIJKEWOĞPYKEWY
32- 28 yaş altı kadınlar
33- My name is Yoshikage Kira. I'm 33 years old. My house is in the northeast section of Morioh, where all the villas are, and I am not married. I work as an employee for the Kame Yu department stores, and I get home every day by 8 PM at the latest. I don't smoke, but I occasionally drink.
I'm in bed by 11 PM, and make sure I get eight hours of sleep, no matter what. After having a glass of warm milk and doing about twenty minutes of stretches before going to bed, I usually have no problems sleeping until morning. Just like a baby, I wake up without any fatigue or stress in the morning. I was told there were no issues at my last check-up.
I'm trying to explain that I'm a person who wishes to live a very quiet life. I take care not to trouble myself with any enemies, like winning and losing, that would cause me to lose sleep at night. That is how I deal with society, and I know that is what brings me happiness. Although, if I were to fight I wouldn't lose to anyone.
34- Başörtüsü takmayan kızlar
35- Anime karakterlerine aşık olan kadınlar
36- Türkiye'de yaşamayı seven kızlar
37- İsmi 4 harfli olanlar
38- Soy adı Nargün olanlar
39- Soy adında ''Öz'' geçenler
40- İsmi ''İ'' ile başlayanlar
41- En az bir bölüm jojo izlemiş olanlar
42- En az bir tane Kar-Wai Wong filmi izlemiş olanlar
43- Tarantino'nun ayaklarını yalamasını içinden geçirdiğini kabul etmeyenler
44- İkinci ismi Melisa olanlar
45- İlk isminin sonunda Naz olanlar
46- En iyi arkadaşı 190+ olanlar
47- 79 yaş üzeri kadınlar
48- İkizler burcu olanlar
49- Esfj olanlar
50- Burçlara inananlar
51- Arsız bela dinlemeyenler
52- Jakuzi dinleyenler
53- Manga sevenler (Grup olan)
54- Manga sevenler (Renksiz çizgi roman olan)
55- Batman seven
56- Marvel filmi sevenler
57- Soy adı bir hayvan olanlar
58- 46 kromozomu olanlar
59- 47 kromozomu olanlar
60- Bipolar olanlar
61- İntihara meyilli olanlar
62- Community izlememiş olanlar
63- Adı Selin olanlar
64- En az 3 kere anal seks yapmamış olanlar
65- Borderline olanlar
66- Soy adı Giovanna olanlar
67- Soy adı herhangi bir kurgusal karakter olanlar
68- Soy adı Çoban olanlar
69- Balık burcu olanlar
70- Terazi burcu olanlar
71- Lolde en az 20 tane hediye almayanlar
72- Lolde en az 20 tane hediye alanlar
73- Janna hariç bir karakter oynayanlar
74- Lolde onlara yapılan cinsiyetçiliği takmayıp support oynamaya devam edenler
75- Yemek yapmayı bilmeyenler
76- İstanbul sözleşmesini destekleyenler
77- Türkiye topraklarında yaşamını sürdürenler
78- Trans arkadaşı olanlar
79- Transfobikler
80- En yakın arkadaşının ismi Yusuf olanlar
81- Çirkin erkeklerle takılanlar
82- Havanın ne kadar sıcak olduğunu söyleyip duranlar
83- İsmi unisex olanlar
84- Soy adında ''Oğlu'' olanlar
85- Soy adı Çetin olanlar
86- İsmi Çetin olanlar
87- Emoji kullananlar
88- :pleading_face: bu emojiyi kullananlar
89- Brad Pitt'i yakışıklı bulmayanlar
90- Saçları uzun olanlar
91- İsmini sevmeyenler
92- Modern ismi olanlar (Liya/Miya/Sikimiyala)
93- Anime kızları
94- Cosplay yapanlar
95- İsmi ''S'' ile başlayanlar
96- Cyberpunk 2077 oynamayacaklar
97- İsminde ''Ö'' olanlar
98- Sanat filmi izleyen kızlar
99- Scott Pilgrim vs The World izleyen kızlar
100- 500 days of summer izleyen kızlar
101- Oğlunun ismini unisex koyanlar veya izin verenler
102- Oğlunun içten içe gay olmasını isteyenler
103- K-pop dinleyenler
104- En az bir kere porno izlemiş olanlar
105- İspanyol dizisi izlemiş olanlar
106- J-pop dinleyenler
107- Porcupine Tree dinleyenler
108- Pink Floyd dinleyenler
109- R&B dinleyenler
110- Rap dinleyenler
111- Vtuber izleyenler
112- Irkçılar
113- Hümanistler
114- Sağcılar
115- Liberaller
116- Hayatında en az bir kere Grinin 50 tonu izlemiş olanlar
117- Adana'da yaşayanlar
118- Grimm izlememiş olanlar
119- Fringe izlememiş olanlar
120- Cinsiyetçi şakalar yapanlar
121- Cinsiyetçi şakalara alınanlar
122- Incel gördüğünde profilinde paylaşıp linçletmeye çalışanlar
123- Emo olmayanlar
124- Saçını en az 1 kere boyatmamış olanlar
125- Gacha oynayanlar
126- Bu listeyi ciddiye alanlar
127- FFXV oynayanlar
128- Doom oynamayanlar
129- Doom müziği dinlemeyenler
130- Doom'un ilk 3 oyununu oynamış olanlar
131- Aleyna Tilki sevmeyenler
132- Thom Yorke'u sevmeyenler
133- Hazır noodle yiyenler
134- Depresifler
135- Makyaj yapmayanlar
136- Makyaj yapmadığını iddia edenler
137- Anne Hathaway olmayanlar
138- Atatürk
139- İsmi japonca olanlar
140- İsminde latin alfabesi hariç harf bulunduranlar
141- Lol oynayan biriyle sevgili olmuş olanlar
142- Kısa boylu erkeklerle sevgili olurum diyenler
143- Asyalı kadınlara benzemek isteyenler
144- Şişkolar
145- Anoreksikler
146- Klasik müzik dinleyenler
147- Bu listeden en az 100 çekmeyenler
148- Avrupa'lılar
149- Belirli insanların listesinde olanlar
150- Mozart dinleyenler
151- Tesla'yı zeki zannedenler
152- Einstein'ın aslında üniversitede tanıştığı sevgilisi sayesinde bu kadar tez yazdığını bilmeyenler
153- Soy adında ''Kılıç'' olanlar
155- İsmi Buse olanlar
156- İsmi Dilara olanlar
157- İsmi İrem olanlar
158- İsmi Selin olanlar
159- İsmi Pelin olanlar
160- İsmi Sezin olanlar
161- İsmi Sıla olanlar
162- İsmi Sena olanlar
163- İsmi Özge olanlar
164- İsmi Özlem olanlar
165- İsmi Ayşe olanlar
166- İsmi Abay olanlar
167- İsmi Ada olanlar
168- İsmi Eda olanlar
169- İsmi Açelya olanlar
170- İsmi Deniz olanlar
171- İsmi Toprak olanlar
172- İsmi Su olanlar
173- İsmi Beril olanlar
174- İsmi Arya olanlar
175- İsmi Aleyna olanlar
176- İsmi Almira olanlar
177- İsmi Beren olanlar
178- İsmi Cansel olanlar
179- İsmi Armin olanlar
180- İsmi Ceyda olanlar
181- İsmi Cansu olanlar
182- İsmi Beyza olanlar
183- İsmi Aslı olanlar
184- İsmi Aslıhan olanlar
185- İsmi Beliz olanlar
186- İsmi Berfin olanlar
187- İsmi Ezgi olanlar
188- İsmi Merve olanlar
189- İsmi Ece olanlar
190- İsmi Aylin olanlar
191- İsmi Aysel olanlar
192- İsmi Ecem olanlar
193- İsmi Damla olanlar
194- İsmi Aysu olanlar
195- İsmi Yağmur olanlar
196- İsmi Dilan olanlar
197- İsmi Yağmur olanlar
198- İsmi Berfin olanlar
199- İsmi Beril olanlar
200- İsmi Berna olanlar
201- İsmi Berrak olanlar
202- İsmi Dünya olanlar
203- İsmi Zeynep olanlar
204- İsmi Süreyya olanlar
205- İsmi Tuğba olanlar
206- İsmi Ülkü olanlar
207- İsmi Asena olanlar
208- İsmi Pınar olanlar
209- İsmi Petek olanlar
210- İsmi Sinem olanlar
211- İsmi Öykü olanlar
212- İsmi Oya olanlar
213- İsmi Nil olanlar
214- İsmi Melike olanlar
215- İsmi Mine olanlar
216- İsmi Leyla olanlar
217- İsmi Kıvılcım olanlar
218- İsmi Nur olanlar
219- İsmi İdil olanlar
220- İsmi Süveybe olanlar
221- İsmi İlkim olanlar
222- İsmi İlgim olanlar
223- İsmi İlgin olanlar
224- İsmi Hazal olanlar
225- İsmi Hande olanlar
226- İsmi Fulya olanlar
227- İsmi Funda olanlar
228- İsmi İrem olanlar
229- İsmi Duru olanlar
230- İsmi Buket olanlar
231- Kızdan çok erkek arkadaşı olanlar
232- Fotoğraflarda burnunu montajlayan kızlar
233- Fotoğraflarında vücudunu montajlayan kızlar
234- Sosyal medya kullanan kızlar
235- Bgy'ye bir kere girmiş kızlar
236- Bgy'ye girmiş bir tane arkadaşı olan kızlar
237- Alvin ve sincaplarına benzer ses tonu olan kızlar
238- Eski sevgilisine aşık olup her sarhoş olduğunda eski sevgilisini arayan kızlar
239- Eski sevgilisi ölenler
240- Eski sevgilisine şiddet uygulayanlar
241- Kendini değersiz görenler
242- Kendini sevmeyenler
243- Ne kadar müthiş olduğunu durmadan söylemene rağmen kendine hakaret edip kendinden nefret ettiren kızlar
244- Bu listedeyi misojenist bir şey olarak gören kızlar
245- Bu liste cinsiyetçi olamaz çünkü ben cinsiyetçi değilim en iyi arkadaşım kız nasıl cinsiyetçi olabilirim ki
246- Alacakaranlık'ta Robert Pattinson yerine uzun saçlı kurt çocuğu sevenler
247- Alacakaranlık izlememiş olanlar
248- James Charles izleyenler
249- Twitter trendlerini takip etmeyenler
250- Militarist kızlar
251- Tembel kızlar
252- Yağ oranı %8den fazla olan kızlar
253- Kilosuyla takıntılı kızlar
254- Kızlarla anlaşamayan kızlar
255- Durmadan küfür edenler
256- ''Maskülen'' davranmaya çalışan kızlar
257- Feminen olmayan kızlara kötü davranan kızlar
258- Penisi 13 cmden küçük olan kızlar
259- Arkadaşı olmayan kızlar
260- Ebevyenleri boşanmış kızlar
261- Sağlıklı bir aileden gelen kızlar
262- Fakir kızlar
263- Fakir erkekleri seven kızlar
264- Sokakta gördüğü dilencilere tekme atmayan kızlar
265- Feministlere söven kızlar
266- Arabesk dinleyen kızlar
267- Antidepresan kullanmayanlar
268- Empatlar
269- Günde 2 öğünden fazla yiyenler
270- Kahve sevmeyenler
271- Çikoalta sevmeyenler
272- Çilek sevenler
273- Kendini toplumun ona zorladığı etiketlere göre şekillendiren kızlar
274- Kendi değerini başkalarına göre belirleyen kızlar
275- Mastürbasyon yapmanın kötü bir şey olduğunu düşünenler
276- Güven sorunları olan kızlar
277- Kendini dünyanın merkezine koymayan kızlar
278- Müslüman kızlar
279- Hoşlandığı insanlara açılmayan kızlar
280- En yakın arkadaşının ondan hoşlandığını bile bile onunla takılmaya devam eden kızlar
281- Eternal sunshine of a spotless mind izleyen kızlar
282- Otomatik Portakal'ı sevmeyen kızlar
283- 6655321 numarasının ne olduğunu bilmeyen kızlar
284- Albert Camus okumamış kızlar
285- Ergenlik sürecinde yaşadığı ilişkileri ciddiye alan kızlar
286- 25 yaşında lol oynayan biriyle sevgili olup twitter ismini ''ILOVEMYBFWTF'' ve benzeri şeyler yapan kızlar
287- Yeme bozukluğu olan kızlar
288- En yakın arkadaşı gay olan
289- Trans olmayan
290- Penisi seninkinden büyük olan
291- Homofobik olan
292- Erkekler için yaratılmış eril dünya içerisinde kendi yolunu bulmaya çalışırken hayatın onun önüne koyduğu her zorluğa göğüs geren kadınlar
293- Senden çok para kazanan kadınlar
294- Seninle aynı işi yapıp senin %70in kadar para kazanan kadınlar
295- Üniversite okuyan kadınlar
296- Messenger grubu olan kadınlar
297- Ruhu olmayan kadınlar
298- Cumhuriyetçi kadınlar
299- Komünist kadınlar
300- ''Yes'' komikli görsellerine gülen kadınlar
301- Evcil hayvanı olmayan kadınlar
302- Sevgilisini arkadaşlarının önüne koyan kadınlar
303- Amerika'nın önüne ısıtıp ısıtıp koyduğu ''American dream''in hayalini kuranlar
304- Evlilik karşıtı olanlar
305- Çocuk karşıtı olanlar
306- En az 1 kere kendini kesmemiş olanlar
307- Anadolu topraklarında yaşayanlar
308- Doğal sarışınlar
309- Retro takılanlar
submitted by ALLAHSIZBRUH31 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.08.14 14:33 thepurplbanana bok postası

İnsanların beni sadece loldeki OTP'mden dolayı sevmesinden sıkıldım.Gözünüzün önüne getirmeye çalışın.Tinder dan tanıştığım güzeller güzeli bir kızla ilk buluşmadayım.Herşey çok iyi gidiyor,fazla iyi gidiyor.Ortak ilgi alanlarımız var ve mizah anlayışımız uyuşuyor lakin aynı zamanda birbirimizi şaşırtabilcek kadar farklı tecrübelerimiz var.Laf arasında LoL oynadığımı ve Yone OTP olduğumu söyleme yanlışımda bulundum. O sadece gülümsedi ve bana bunun ne kadar havalı olduğunu söyledi.Sohbete devam ettik. Tuvalet ihtiyacımın geldiğini farkettim ve tuvalete gittim ama telefonumu masada unutmuşum. İçimde çok ama çok kötü bir his vardı. Dayanamayıp masaya geri döndüm ve ne göreyim. Buluştuğum kız çok heyecanlı bir şekilde telefonuna bakıyor. Dur bir saniye! Bu benim telefonum! Şifremi hatırlamış olmalı. "Hayırdır?" Diiyip telefonumu elinden aldım ve ne göreyim! op.gg profilime girmiş ve maç geçmişimi inceliyormuş. "Sadece zaferlerle dolu yemyeşil maç geçmişini görmek istedim" dedi. Nereye gitsem Yone beni bir lanet gibi takip ediyor. Erkek, kadın herkes; eğer bu yeteneğe ve geniş Yone mekanik bilgisine sahip olduğumu duyarlarsa beni adeta bir feed makinesi olarak görüyorlar. Bazen eve atılıyorum, cinsel seks yapacağımı sanarken kız parmağıyla bilgisayarı işaret ediyor ve "Sadece Yenilmez ve orman Yone oyna da seni izleyeyim" diye diz çöküyor. Ben bu muyum? Cesaretinden loldeki süt bebelerinin götüne azakana kılıcı sokan bir katletme makinesi miyim?
Has gurbetçi dediğin döner dükkanı açtığında en az 5 kuzenini evropaya götürür. 3 kuruş kar için pakistanlı dilenci çalıştırmaz. Has gurbetçi fransadan 5 euroluk parfümü lütuf gibi getirmez koyar taşağını calvin kleinden full giyim getirir. Has gurbetçi almanyada 1 euroluk tikivobka minivonka gibi sabun kalıbı çikolata getirmez. Getirdiğiniz o sabun kalıbına delik açıp 31 çekeyim amk beleşçileri. 20-30 k biriktirip benim 10 senede alamadığım evi 1 senede 10 kardeş it gibi çalışıp alıyorsunuz. Gurbetçileri viyana meydanında varna fatihi 2. Murat gibi tokatlaya tokatlaya sikeyim.
AMINA KOYİM SABAHIN 6'SI DAHA KARGALAR YARRAĞINI SAĞA SOLA ŞILAP ŞILAP VURMAZKEN ORUSPU EVLADI PATRON BOZUNTUSU ARIY0 3 DAKİKAYA GELEBİLİR MİSİN DİYO BEN MAKARNEKS MIYIM ORUSPU EVLADI SABAHIN 6'SINDA 3 DAKİKA İÇİNDE ANANIN AMINDAN ATEŞLENEN RAMAZAN TOPUYLA MI GELICEM ?
düşünsenize adamın teki; uzaktan sevdiğiniz ve yüzüne dahi bakmaya kıyamadığınız, açılmaya korktuğunuz o melek gibi kızı altına almış, bağırta bağırta orgazma ulaştırıyor. kız orgazmdan kilitlenerek o kadar sıkı sarılmış ki geri çekilmeye vakit bulamadığından tohumlarını kızın içine akıtıyor ılık ılık. tam da günündeymiş kız. yumurtası en olgun dönemde. o erkeğin spermleriyle dölleniyor yumurtası. ikisine ait bir zigot gelişmeye başlıyor rahminde. hay allah. içinde spermleriyle uyuduğu erkek sabah oflaya puflaya kalkıp ertesi gün hapı alıyor da kurtuluyorlar embriyoya dönüşmeden. bundan sonra daha dikkatli olacaklar. ertesi sefer anal yoldan birleşiyorlar kızla. bir gecede tam üç defa, evet üç defa kalın bağırsağını sıcak spermleriyle dolduruyor o melek gibi kızın. ara sıra parmaklarını vajinasının dibine kadar sokup cervixiyle lıp lıp oynuyor. kızın kaç kere spermleri yuttuğunun haddi hesabı yok. daha sonraları erkeği içine rahat rahat boşalabilsin diye parasını cebinden karşılayarak spiral taktırıyor kendisine.
kız bütün her şeyini teslim etmiş ve onun olmuş. ayağa kalktığında bütün deliklerinden spermler sızıyor bacaklarına doğru.
sen ise uzaktan birlikte olsaydınız neler yapardınız hayalleri kurup "acaba bu kız bana bakar mı" diye iç geçirmekle kalıyorsun. ahh ah dostlarım, hayat bazen çok acımasız. bizim gibi betalar anca uzaktan bakıp acı çekiyor...
UwU öncelikle iyi günler kyaaa:33 -^ herkesin kötü günleri olabilecegini unutmaaa;) v_v kullanıcının oyunlarıni inceledik ve uygunsuz bir davranış bulamadık Allaha sovse 2.saniyede banlariz ama feedlemesi önemli değil wintrade önemli değil hesap alım satım hiç önemli değil sonuçta egirllere,riota veya allaha sovmedigi icin ban atmıyoruz herkesin kötü günü olabilir UwU Chan kendini iyi bak sihirdar bol muzlu günler<33^
-Riot Sorakanin götten yiyen askerleri
arkadaşlar ben 9 aylık evliyim, kocam astsubay. Birbirimizi çok seviyoruz ve aramızda bir problem yok ama yatakta canımı yakıyor. Üstelik beni boğazımdan tutup "nasıl iyi mi terörist kürt" Türk'ün gücünü gör rum orospu" gibi küfürler ediyor. Başta zevkli geliyordu ama giderek şiddetin dozunu arttırıyor artık çok yoruyor beni. Ne yapmalıyım?
Ciddi TİPİ ÇÖP OLANLAR BOŞ YORUM YAPMASIN KENDİNE SÖVDÜRTMESİN!
Beyler benim önemli bir sorunum var amk. Kızlar çok bakıyor. Artık bu bakma olayı cidden rahatsızlık vermeye başladı. Gözünü hiç ayırmadan bakıyorlar. Ben de gözümü ayırmadan bakıyorum ne zaman bakmayı kesecekler diye bakmayı hiç kesmiyorlar. Yanımda kız oluyor mesela geziyoruz diğer kızlar o kadar çok bakıyor ki yanımdaki kız benden daha çok rahatsız oluyor. Bakmasınlar diye ters yapıyorum ters bakıyorum ne bakıyon amk falan diyorum gülmeye başlıyorlar bu sefer. Evden bakkala kadar gitsem bile illa denk geliyor bi tane. Mahalledeki küçük çocuklardan numaralarını gönderiyorlar. Sosyal medyadan rahatsız ediyorlar. Engellemekten bıktım artık cidden. Ciddi bir ilişkiye başlamak istiyorum bu sefer kız bana diyor seni seviyorum ama sen çok çapkınsın beni çok üzersin korkuyorum diyor. Arabası olan kızlar daha tehlikeli üzerime sürüp ses açan mı dersin camı açıp laf atan mı dersin neler neler yahu. Arkadaşlarım bana kızıyor mal mısın amk hepsiyle takıl diyorlar ama halimden anlayan yok. Kızın yanında abisi oluyor babası oluyor kız gizlice bana işaret ediyor kağıda numaramı yazdım gel diyor kafasıyla arkayı gösteriyor. Aranızda mutlaka bunları yaşayanlar vardır beyler Bi akıl verin zor durumda kalmaya başladım ciddi ciddi rahatsız oluyorum amk
HANGİ KIZLARLA CİDDİ DÜŞÜNÜLMEZ
1- Twitter jargonundan anlayan 2- Facebook gruplarında takılan 3- LoL, CS oynayan 4- Türkçe rap dinleyen 5- Depresif görünmeye çalışan 6- İnstada DM anketi atan 7- Erkek kankası olan 8- 18 yaşından küçük olan 9- Reelde ne çok sessiz ne de çok sesli olan 10- Sürekli snap atan 11- Yaşam felsefesi trip atmak olan 12- Her şeyi ciddiye alan 13- Anime izleyen 14- Discord kullanan 15- Ateist satanist falan olduğunu sananlar 16- Sporculara düşen 17- Hiç bir fikri olmadan rastgele bişeylere bok atan 18- Saçma hikayelerle baydıran 19- Dışarıda çok duran eve az giden 20- Rüya ve burçlara inanan 21- Fallara inanan 22- Sevdiğin bir filme(vb.) bok atan 23- Herhangi bir taraftar grubuna üye olan 24- Bir siyasi görüşü normalden daha fazla savunan 25- İlgiye aç orospu cocukları 26- Ergen festlerine 5kmden daha fazla yaklaşan 27- Aşko tarzı kelimeler ile hitap eden 28- 160tan kısa olan 29- Saçını mal mal renklere boyayanlar 30- Sigara kullanan
kızı soyar soymaz zıbam diye geçirmeyeceksin beyinsiz evladı. uzun süre sevişin amk vakit bizim. sonra yavaş yavaş soyacaksın, hala sokmak yok amk evladı. kızı ilk başta yavaş yavaş dokunacaksın, tüm vücudunu gezeceksin. püf noktaları var da uzun sürer. o huylanıp, iyice kıvama gelmeye başlayacak. daha am'a dokunmadık. am yok daha. şimdi biraz kıvranmaya başladığında, amın etrafına bas çek yapacaksın, hafif dokunuşlarla. bunu yaptıktan sonra, dudağını amın etrafında gezdireceksin. daha yalamak yok. sadece dokundurup çekiyorsun. bir süre devam et. kız uçacak. yavaş yavaş ama yakınlaş, orada da dokundur çek dudağını. ilk sinyali yolladık. şimdi tüm vücudu dudağınla gezmeye başla. bunu yaparken arada sırada öpeceksin. kız kuduracak, hatta titreyecek. amın üst bölgesine geldiğinde öpüp çekeceksin. iyice yaklaşacaksın, bu sırada arada da yalıyorsun tabi. ellerin de hiç durmayacak moruk. ellerin sürekli aktif olacak. sen amı öpmeye geldiğinde, ellerin bacaklarda, göğüste olacak. deli gibi sıkmayacaksın. am'a bir öpücük kondurduktan sonra yavaş yavaş elini ama götürüyorsun ve yukarıya kızı öpmeye çıkıyorsun. biraz orada yedikten sonra yine yavaş hareketlerle, aşağıya iniyorsun ve am'a bir dil atıyorsun. sonra kızın suratına bir bak. o şu an burada değil. amı yaladıktan sonra artık iş emmeye gelecek. emeceksin. ellerin sabit durmayacak sürekli oynayacak. emerken kızın suratındaki o azgınlığı göreceksin. sok artık diyecek. amaaaan sakın sokma orospu çocuğu. o kadar yaladın, boşa gider. yalamaya devam. eller durmuyor, amın her tarafını yalayacaksık, isteyecek. daha yarrak sokmadık. kız zaten 1-2 dakika sonra yine isteyecek. çıkarıp yarrağı sokacaksın. erken mi boşalma sorunun var? kıza 3 git gel biraz bekle, beklerken kızı öp falan. sonra devam edeceksin. baktın boşalacaksın, pozisyon değiştirme ayağıyla vakit kazanacaksın. tabi bu erken boşalan yıkıklar için. buradan sonra ağzın, ellerin ve sikin hiç durmayacak. sürekli sikeceksin. ve 2 gün sonra bir mesaj: "yine gelsene"
Belli ki erkek arkadaşına çok büyük ilgi duyuyor ve hayatındaki ilk yada ilklerden biri bu ilişkisi. Heyecanı yüzünden vajinası ıslanmamış ama çok azgın olduğundan sıcacık. Böyle bir durumda vajina hem girilmeyecek kadar dar olur hemde 38 derece ısıya sahip olur. Çocuğun girememesi normal.
Translated by Toygar Ram Çiftliği
Koç çiftliğinde duşta 18 çıplak kovboy emmek istiyorum büyük sert zonklama musluklar on sekiz çıplak kovboy becerdin kovboylar ram çiftlikte duşlarda kovboylar
Sıcak kovboy sıcak sert turuncu, titrek musluklar güçlü onsekiz kovboy daha arka bahçede büyük şişkin musluklar çok Sabit
Orgy içinde duş at ram çiftlik Büyük horoz zonklama, rammed tarafından kovboy popo gibi bir üreme koç gibi çürümek isteyen
Büyük zonklama musluklar almak emdi gerçek derin kovboylar kadar onlar fucked içinde onların uyku ram çiftlik o kayalar Büyük kovboy titrek musluklar
Ram Ranch duşta 18 çıplak kovboy musluklar emmek isteyen dizlerinin üzerinde Ram Ranch duş becerdin becerdin olmak istiyorum on sekiz çıplak kovboy emmek isteyen büyük sert zonklama musluklar Cowboys Ram Ranch gerçekten kayalar
Sıcak kovboy sıcak sert turuncu, titrek musluklar güçlü onsekiz kovboy daha arka bahçede büyük şişkin musluklar çok Sabit
Orgy içinde duş at ram çiftlik Büyük horoz zonklama, rammed tarafından kovboy popo gibi bir üreme koç gibi çürümek isteyen
Ram Ranch duşta 18 çıplak kovboy musluklar emmek isteyen dizlerinin üzerinde Ram Ranch duş becerdin becerdin olmak istiyorum on sekiz çıplak kovboy emmek isteyen büyük sert zonklama musluklar Kovboylar Ram Ranch gerçekten kayalar
Büyük sert zonklama musluklar, gerçek derin kovboylar uyku ram çiftliğinde becerdin almak için emdi, o kayalar kovboylar seviyor musluklar
"رام رانش"
18 راعي بقر عاري في الدش في رام رانش الديوك الخفقان الصلبة الكبيرة التي تريد أن يتم امتصاصها ثمانية عشر رعاة البقر العارية الذين يريدون أن يكون مارس الجنس رعاة البقر في الاستحمام في رام رانش على ركبتيهما يريدان مص الديوك رعاة البقر رام رانش صخور حقا
رعاة البقر الساخنة برتقالي جامدة الساخنة ، الخفقان الديوك بقوة ثمانية عشر رعاة بقر أكثر في الفناء الديوك المنتفخة الكبيرة من الصعب جدا
العربدة في الاستحمام في رام رانش كبير الديوك الخفقان صدمت بعقب رعاة البقر مثل كبش التكاثر الذي يريد التعفن
كبير الديوك الخفقان الحصول على امتص الحقيقي العميق رعاة البقر حتى الحصول على مارس الجنس في نومهم رام رانش ، إنه صخور يحب رعاة البقر الديوك الخفقان الكبيرة
18 راعي بقر عاري في الدش في رام رانش الديوك الخفقان الصلبة الكبيرة التي تريد أن يتم امتصاصها ثمانية عشر رعاة البقر العارية الذين يريدون أن يكون مارس الجنس رعاة البقر في الاستحمام في رام رانش على ركبتيهما يريدان مص الديوك رعاة البقر رام رانش صخور حقا
رعاة البقر الساخنة برتقالي جامدة الساخنة ، الخفقان الديوك بقوة ثمانية عشر رعاة بقر أكثر في الفناء الديوك المنتفخة الكبيرة من الصعب جدا
العربدة في الاستحمام في رام رانش كبير الديوك الخفقان صدمت بعقب رعاة البقر مثل كبش التكاثر الذي يريد التعفن
18 راعي بقر عاري في الدش في رام رانش الديوك الخفقان الصلبة الكبيرة التي تريد أن يتم امتصاصها ثمانية عشر رعاة البقر العارية الذين يريدون أن يكون مارس الجنس رعاة البقر في الاستحمام في رام رانش على ركبتيهما يريدان مص الديوك رعاة البقر رام رانش صخور حقا
كبير الخفقان الثابت الديوك ، الحصول على امتص الحقيقي العميق رعاة البقر حتى الحصول على مارس الجنس في نومهم رام رانش ، إنه صخور يحب رعاة البقر الديوك
SENE 2013 omegleden tanıştığım aybüke diye bir sevgilim vardı 104 gün sevgili olduk sonra aldattı fln neyse ayrıldım orspudan bnde aylar sonra fake açtım onun resmini kydum hesap adında berna kaya koydum facete sonra kapandı o hesabı aybükenin orspuluğunu yayıp numarasını dağıtıp intikam almak için açtım başta sonra intikamı alınca abaza trollemek için kullanmaya dvm ettim tabi o zamanlar yaşım 17 bankmatik kartım yok daha abazalardan para kazanacak yaşta değilim nyse benim hesap baya tanınmaya başladı günde 1000 msj geliyor her grupta orospu berna olarak tanınıyor benim hesap günde binlerce yarrak fotosu geliyor neys konudan sapmyım berna kaya hsabını açtktan 2 yıl sonr biri bana msj attı dediki berna senin berna olmadığını gerçek adının Aybüke olduğunu blyom amk şok oldum yıllarca ben bu fakei açmışım aybükenin fotosunu kullndim adımı berna koymuşum milyonlarca msj gelmiş bir kişi bile sen fakesin sen erkeksin dememiş ama biri bana msj atıyor ve bernanın aslında aybüke olduğunu biliyor yani ben fake değilimde adımı değiştirmişim sanıyor ben berna dedim siktir amk senin Aybüke oldunu biliyorum dedi nerden biliyon dedim pornonu izledim dedi Herhalde taşk geçiyor yada daha önceden trollediğim biri sanıyorum dediki ifşanı izledim escobarda diyor bende pablo escobar mı diyorum bu güldü bana aybükenin yani eski sevgilimin ifşasini atti bir baktım benim aybüke yarrak yalıyo ve ifşanın üstünde ismiyle Aybüke yaziyo yüzü saçı kaşı aynı sevinsem mi üzülsem mi bilemedim ama hala fake olduğumu profesyonelce sakliyorum dedimki pornomu nerden buldun sil fln diyorum bunun attığı videoyu ss aldim aybükenin bütün arkadaşlarına o sakso çektiği fotoyu attım sonra aybükeyle son kez yüzleşmek bir güzel küfür etmek için msj atmak için profiline girdiğimde birde ne göreyim saksocu Aybüke türbana kapanmış ulan hayatımda ne kadar sakso çeken kız tanidiysam hep saksodan sonra kapanıyor amk sakso çeken imana geliyor resmen o zamanlar modayd sonra namuslu takılmak olmayan namuslarini sikeyim
Ok, this is ABSOLUTE fucking bullshit. I went to take a test in class yesterday, and when I saw some sexy looking quadratics, my boner engaged. When I found the y-intercept of the equation, I couldn't help it!!! I closed my eyes, and I TORE my dick to shreds, using whip like motions and pulled with great force. That was one of the best nuts I ever had, just thinking about it now gets me riled up. Thing is, I nutted all over the kid sitting right next to me, and the teacher got all pissed at me, screaming at me for jacking off on a classmate. I told that bitch to shut the fuck up, and that jacking off is a natural, artistic, and beautiful process. He should BE HAPPY that my semen is all over him, maybe he can learn a lesson or two about the culture and art of jacking off. HOWEVER, the teacher didn't agree with me. She KICKED ME OUT of the classroom, and I didn't even finish taking the test. Not only THAT, but they made me clean up my cum after it already dried out and solidified on the carrpet. THATS TORTURE!! Do you know how hard it is to clean dried cum? You CLEAN cum after its FRESH out of your dick, not an hour after you fucking nutted. This is a fucking OUTRAGE. Do you really expect me to not whip out my cock and jack off when i see a HOT quadratic on a test? Either make the equations less sexy, or LET ME jack off in your classroom, asshole.
yeter be yeter. burama geldi. ben de am sikmek istiyorum lan. bizimki de can lan. bizim de canımız çekiyor. doldum artık burama geldi, yarrağıma da laf geçiremiyorum, söz dinletemiyorum. o da bazı şeylerin farkına varıyor, nasıl varmasın, taş değil toprak değil, benden, canımdan, kanımdan bir parça. bıktı banttan yayından, artık canlı yayına geçmek istiyor. yeter bak yemin ediyorum yeter, çıldırmak üzereyim. damarlarımda kan değil sperm dolaşıyor sanki, aylardır döl sıçıyorum. asosyalim lan. karılarla konuşamıyorum. benim yarrağım da sıcak bi amcığa girmek ister elbet. biz de am sikebiliriz elbet. ama yok amk yok. ulan benim vefalı yarrağım bugüne dek ne verdiysem kabul etti. nereye soktuysam yok demedi, mızmızlanmadı. diş macunu tüpünü kesip mi sikmedim, akrilik yünlerine mi yaslamadım, sırf kızlık bozuyomuş hissi vermek için baştan aşağı ketçapa buladığım kumpiri mi sikmedim, babaannemin öğrenci evime sererim diye köyden yolladığı halıfleksi rulo yapıp mı sikmedim koridorun ortasında. ama bıktım eritilmiş, yuvarlatılmış kartonpiyerlere sürtmekten, bıktım banyonun giderini, balkonumdan geçen pimaşları sikmekten. hepsine eyvallah dedi bu vefalı, meczup yarrağım. ama olmuyor beyler. bi yerden sonra kabul etmiyor bünye. gerçek bi delik istiyor. sıcak bi amcığın ateşinde kavrulmak, gerçek bir amcığın g noktasında kolbastı şov sergilemek, kanlı canlı bir bızırın ana arterlerine haçlı seferleri düzenlemek, gerçek bir göt deliğinde türbülansa girmek istiyor.
___"cowonaviwus-kun, we musn't. pwease, my immune system is not that stwong uwu" "I have no othew choice" he wepwied with a hawsh tone "no pwease!" I begged. "I wouwd do anywthing!" he waised his eyebwow, intwigued. "anything?" His fingew twaced acwoss my face, the cowd touch send shivews down my spine. I fewt afwaid but at the same time I fewt dwawn into his gazing eyes, they wooked so dead inside, so... wonewy. "Anything fow you, c-cowonaviwus-kun... " I sniffwed Then I fewt a shawp pain in my chest. penetwating. I gasped fow aiw, which onwy came out as a stwuggwing guwgwe, a coughing fit of bwood. Bwood. Wawm bwood escaped my weak ass bitch body. I wooked at him again, betwayaw and pain in my eyes, as teaws stweamed down my face and I cowwapsed to the gwound. With my bwuwwed vision I see him wook down on me, his stawe wefwected some sowt of twiumph, satisfaction. With damped heawing, I heaw him say the wast wowds I wiww evew heaw: "Then pewish."
Girl: Please don’t rape me! Guy named Please: Teacher: Are you fucking serious? Girl named Serious: Teacher: Are you fucking done? Girl named Done: Teacher: Are you fucking for real? Girl named For Real: Teacher: Please stop fucking everything up. Girl named Everything Up: Teacher: Can you stop fucking fooling around? Girl named Fooling Around: Teacher: Can you stop fucking joking? Girl named Joking: Teacher: Stop fucking cheating! Girl named Cheating: Teacher: Stop fucking stealing! Girl named Stealing: Teacher: Stop fucking yelling! Girl names Yelling: Teacher: Stop fucking sleeping! Girl named Sleeping: Teacher: Today we are going to finger paint Girl named Paint: Teacher: today we are going to publicly execute Hjgfdfghdsafgdsafghds for war crimes! Kid named Hjgfdfghdsafgdsafghds: I am such a comedic genius that it’s utterly, quintessentially inconceivable how I failed my audition at the Laugh Factory. Absolute fucking injustice.
Sabah: Kahvaltı sonrası spor ise :elli gram yulaf ezmesi iki yumurta beyazı bir tam yumurta çırp omlet yap, altmış gram az yağlı böreklik lor peyniri, isteğin kadar domates salatalık, şekersiz yeşil veya normal çay. Daha etkili seksen beş gram yulaf kaynat bir ölçek protein tozu at karıştır ye Antrenman kahvaltıdan sonra değilse Dört yumurta beyazı altmış gram lor domates peynir bir dilim kepek ekmeği bir ölçek protein tozu
Öğlen yarım yeşil elma şekersiz çay veya kahve türleri, ayran veya sade kefir Daha etkili hiç yeme
İkindi: Eğer antrenman akşamsa: seksen beş gram pişmemiş pirinç yağsız lapa şekilde haşla yanına yüz elli gram tavuk veya hindi
Eğer antrenman yoksa İki yüz gram tavuk veya hindi haşlanmış brokoli isteğe göre havuç ve çeşitli sebzeler de haşlanıp yenilebilir toplam sebze miktarı iki yüz elli gramı geçmesin Antrenman yoksa daha etkili: Annenin yaptığı mümkünse etli veya tavuklu ıspanak, kereviz, pazı gibi düşüş karbonhidratlı ev yemekleri iki yüz gramlık porsiyonu geçme
Yatmadan önce eğer yoğun bir gün geçirdiysen bir ölçek protein tozu içebilirsin Antrenman öncesi yemeklerini iki saat önceden ye Antrenmandan önce filtre kahve içerisine bir tatlı kaşığı hindistan cevizi yağı tavsiye ederim Ne olursa olsun antrenman sonrası protein tozu Antrenman esnasında bir buçuk litre su bitsin Gün içerisinde en az dört litre su Lor dışındaki süt ürünlerinden olabildiğince uzak dur Kalorilerini her fırsatta say Paketli yiyeceklerden kaç şeker düzeyini sıfıra yakın tut Günde beş grama kadar tuz istediğin kadar baharat tüketebilirsin
allah korusun ama eger boyle birsey basiniza gelirse parmaklarinizi kopegin gözüne sokun ve gözlerini oyun yada dasaklarini sikip patlatin amini siktimin itlerin bakin bakim nasil kaciyor amina kodumun iti bana hic bir havyan oglu hayvan it sever yazmasin sizinde annanizi sikerim gozlerinizi oyarim orosbu cocuklari sizi
Acil sikilmesi lazim sana threesome yazıyorum sex education izledik abi biliyoruz bu isleri :stuck_out_tongue: sekks terapisti olduk abi ya vajina uretra yumurtalık amcik derinliği 16 cm olup ilişki yaşanan kişiye gore uzayıp küçülebilir abi sen threesome yap derdin tasan kalmasın :wink:
sikmek istiyorum seni anlıyor musun benim minik orospum, sikmek istiyorum. götünün şerefiyle, haysiyetiyle oynamak istiyorum lan. etli götünün oynak loplarını yaba gibi ellerimle avuçlayıp, akli melekelerimi yitirinceye dek yaslı kalmak istiyorum kavisli çatının tam tepesinde. mor başlı gövel yarrağımı stabilize göt çemberinin etrafında nakış, nakış, ilmek ilmek dokumak istiyorum seni küçük fahişe. kanaviçe desenli yarrak damarlarımdan boncuk boncuk süzülen sıcak spermlerimi, saten kırlent üzerine işlenmiş iğne oyası dantel örneği misali işlemek istiyorum yassı götceyizine. kuru göt deliğine kırmızı fiyonk kurdele takıp, alkış tuta tuta, ağır aksak tempoda, düyek usulünde, hicaz makamında sikmek istiyorum seni. sana ızdırap vermek istiyorum orospu çocuğu anlıyor musun beni? itibarını, erkeklik gurunu, ömür boyu beslediğin, büyüttüğün, yaşatan haysiyetini beş paralık etmek, cümle akraba'i taallukatına rezil'i rüsva, kepaze eylemek istiyorum. babanın gözleri önünde sikmek istiyorum, annenin antika maun sandığında sakladığı naftalinli okul önlüğününü giydirip sikmek istiyorum, amca çocuklarının gözleri önünde pileli eteğini sıyıra sıyıra kucaklamak ve kıskaca almak istiyorum ürkek bedenini. dayının çocuklarına ekşi göt deliğini zorla yalattırmak istiyorum.
Corona virüsüne demişler dünyadaki bütün ülkelere tek tek gidip bulastin insanlari öldürdün peki niye hiç türkiyeye uğramadın demişler corona virüsü de demiş ki türkler öle bı millet ki 1 tane bırakırsan ardında devlet kurup intikam alır
yollardayım ben, ben gidiyorum yolun kenarına kocaman çorba yazmış, hayvan gibi toteme çorba yazmış. içeri giriyorum ne çorbası var diyorum? Mercimek. Ananı sikiyim hayallerimle oynadın orospu çocuğu. Ayak lazım paça lazım işkembe lazım. Mercimek ne o avradını siktiğim madem yok neden oraya kocaman çorba yazıyon orrospu çocuğu. ÇORBA
submitted by thepurplbanana to Tanrilar_Konseyi [link] [comments]


2020.08.01 21:34 EXIGHTARES bıktım artık bıktım bıktım

Hoşlandığım kızlarla tanışmak istediğim zaman neden benimle hemen yatmak istiyorsunuz anlamış değilim ümit verip hemen belaltı düşünüyosunuz hiç bi hediye alan yok, sinemaya gidelim diyen yok, çiçek alan yok bütün kızlar hepiniz aynısınız, tamam yakışıklıyım erkekliğim de güçlü fakat beni seks objesi olarak görmekten çıkın artık otobüste markette mağazada beni taciz etmekten, çok rahatsızım hiç birinize güvenim kalmadı her şeyden soğuttunuz artık bakkala giderken bile mahallenin kızları laf atıyor hoşuma gitmiyo rahatsız oluyorum abuk subuk cinsel içerikli fotoğraflar atmalar falan cidden bıktırdınız artık!
submitted by EXIGHTARES to kopyamakarna [link] [comments]


2020.07.25 10:41 Asusnur GRRM - 1999 Söyleşileri - 2

Bu çeviri @griljedi tarafından yapılmıştır
25 Mayıs 2020
Bronn, 30’ların başlarında.
Eğer her bir şövalye başka bir kişiyi şövalye ilan edebiliyorsa Ser Osmynd Kettleblack gibi vicdansız şövalyelerin yahut toplumsal değerleri küçümseyen hanelerin bu durumu suistimal etmesine engel olan nedir?
Sosyal baskı. Bir şövalyenin akranları bunu yapana kötü gözle bakar. Evet, belli bir miktar para kazan olabilir ama şerefi kalmazdı ve şeref, bu kültürde hala çok önemlidir.
Ser Osmynd neden para için başkalarını şövalye ilan etmedi ya da en azından kendi kardeşlerini şövalye ilan etmedi? Aileler içinde bile şövalye olmayan kardeşler var, neden?
Şövalye olmak sadece basitçe “şeref” meselesi değildir, bu bir iş, yükümlülükleri var. Zırh ve en azından savaş atı için belli bir miktar servete ihtiyacını var. Savaşmanız, efendiniz çağırdığı zaman gitmeniz gerekir; insan eğitmeniz ve yönetmeniz beklenir. Bazı insanları (Willas Tyrell, Sam Tarly gibi) bunu yapamaz; bazıları sadece rahip, üstat gibi şeyler olmak için donanımlıdır. Şövalyelik de kısmen dindar bir parçaya sahip, bu yüzden eski ilahların takipçileri şövalye olmaya pek eğilimli değillerdir yoksa faturayı ödemek zorunda kalırlar.
Soylu doğumlu piçler şövalye olabilir mi?
Herkes şövalye olabilir.
Manderly’nin nasıl 40 yaşlarında yaverleri olabiliyordu?
Yaverleri, şövalyelik eğitimi alan, genç erkekler olarak görme eğilimdeyiz bu, gerçeğin sadece bir parçası. Tarihsel olarak hayatlarını tamamen yaver olarak geçiren kişiler de var; 30’larında, 40’larında hatta bazen 50’lerinde yaverler gayet yaygın bir şeydi. Bu insanlar belki şövalye olacak zenginliğe sahip değildi ya da eğilimleri yoktu. Onlar, teğmenliğe terfi etmek istemeyen kariyer ordusu çavuşunun orta çağ muadilleriydi.
Tyrion, babasının Fırtına Burnu’nuna yürümeden önce Robb’u yenmesi gerektiğini düşünüyordu. Stannis’in her an kaleyi terk edip, KL’ye saldırması açısından bu büyük bir risk değil mi?
Fırtına Burnu çok zorlu bir kale. Tywin ve Tyrion, Stannis’in cesurdan ziyade metotik bir adam olduğunu biliyor, bu yüzden düşman kalesini arkasında bırakması mümkün olmayacaktı. Stannis’in Davos’a açıkladığı gibi; psikolojik bir yönü de var dı, küçük de olsa “yenilgi” görmeyi kabul etmedi. Tywin’in Batı’ya yürümesi bir risk mi? Evet. Bu yüzden Harranhall’da uzun bir süre kaldı, Robb’un ona saldıracağını ümit etti ama olmadı, hesaplanmış bir kumar oynadı. Üç taraflı bir mücadelede (Renly ile beraber 4) herhangi bir belirleyici hareket bir risktir ve kazanmak için bazı riskler alınmak zorundadır.
İsyan sırasında Tyrell ve kuvvetleri, neden Fırtına Burnu’nu kuşatıp zamanlarını boşa harcadı? Bilhassa onların azam lordları savaşı kaybederken?
Targaryenler bir takım savaşları kaybetmişlerdi (ve bazılarını da kazanmışlardı), ancak Üç Dişli Mızrak ve King’s Landing Kuşatmasına kadar savaşı gerçekten kaybetmiyorlardı. Ve sonra kaybetti. Ve kuşatmalar orta çağ savaşının çok önemli bir parçasıydı. Fırtına Burnu coğrafi olarak stratejik değildi, ancak Kışyarı Starklar için önemli olduğu gibi Baratheon Hanesi için de önemli olan Robert’ın gücünün temeliydi. Düşmüş olsaydı, Robert evini ve topraklarını kaybederdi … ve iki erkek kardeşi düşman elinde rehine olurdu. Tüm önemli kişiler. Ayrıca Fırtına Burnu’nun düşüşü, fırtına lordlarının çoğunu onu dizini bükme zamanının geldiğine ikna edebilir. Yani kaleler nadiren önemsizdir.
Tyrellerin büyük bir ordusu vardı ama güçlerinin önemli bir kısmı Rhaegar ile birlikteydi. Prensin ordusu, Robert’ın ki daha çok savaş tecrübe etmesine rağmen, Robert’ın ordusundan daha fazlaydı. Savaşın tüm tarihini girmedim ama sadece iki büyük ordunun dövüşmesinden fazlası vardı; kuşatmalar, pusular, kaçış, düello, yağma ve Vadi ile Dorne Hudutları gibi bir dizi uzak yerde savaşlar…
Bir diğer ihtimal olarak Mace’in Aerys’in içten içe kaybetmesini umarken, ikili oynadığı söylenebilir mi? Böylece Ned gelir gelmez sancaklarını indirip, teslim olmuştur.
Ned geldiğinde Aerys ve diğerleri ölmüş, Viserys kaçmıştı; savaşacak kimse yoktu ve savaş her şekilde kaybedilmişti. Modern çağın “toplu savaş” kavramı o dönemler yoktu. Sadakat gibi ordular da kişiseldi. Tyrell’in teslim olması her zamanki gibi bir savaştı. Eğer bir nedenden ötürü Ned’e karşı boş bir savaş vermeyi denerse = daha fırsatçı sancaktarlarını diğer tarafa geçmiş olarak bulabilirdi.
Cat’in Jon’a karşı kötü davranışları hakkında bir soruya cevaben… “Kötü davranış” abartılı bir kelime. Cat, Jon’u kan gelinceye kadar dövdü mü? Hayır. Kendisinden uzaklaştırdı mı? Evet. Sözlü olarak onu suistimal edip, saldırdı mı? Hayır. Bran’ın hasta yatağında olanlar özel bir durumdu ama kendi çocuklarının haklarını konusunda çok koruyucuydu ve kral’ın ziyafetinde meşru doğumlu çocukları ile onun arasında keskin bir çizgi çekti. Jon kesinlikle onu başka yerde görmeyi tercih edeceğini biliyordu (Bu açıklamayı her daim biraz eksik ve yanlış bulmuşumdur çünkü Jon’un duygu ve düşüncelerine baktığımızda tam tersi bir resim çıkıyor; tamam, sürekli bir sözlü saldırı ve dayak gibi şeyler kuşkusuz yok ama basit bir soğuk bakıştan fazlası olduğu aşikar, yoksa en basitinden bu oğlan niye sürekli bu kadından korkup, ağlasın?)
Kanlı Oyuncular, diğer paralı asker birliği kadar eski değil ama çok yeni de değil, isimleri muhtemelen Vargo’dan öncesine dayanıyor. Bir Qohorik şu an onlara liderlik ediyor, sonrasında muhtemelen bir Lys’lı veya Dorne’lu ya da Ibbenli liderlik edebilir.
POVlarını nasıl yazdığı ile ilgili sorusu üzerine… Genelde bir karakteri seçiyorum ve bir duvara toslamadan önce onunle ilgili birkaç pov yazıyorum ve sonra bir başka pov’a geçiyorum ve bu şekilde devam ediyor. En zor POVlar, sanırım büyü elementleri yüzünden de Dany ve Bran ve Bran’ın ayrıca en genç POV olması ve sakat olduğu için kısıtlı olması gibi bir durum da var. Diğer tarafta Tyrion ve Ned’in bölümleri… kendilerini yazıyorlar gibi görünüyor.
Jon’un doğum zamanı ile ilgili bir soru üzerine… Jon ile Dany arasında muhtemelen 8-9 ay gibi bir zaman var… Cat ve Ashara söylentileri üzerine… Söylemeye gerek yok, hepsi zamanla açıklanacak. Ashara Dayne, Kayanyıldız’da yere çakılmadı çünkü bana yazan okuyucular böyleymiş gibi varsayıyor. Dorne’da da atlar var, biliyorsunuz ve tekneler… kendilerine ait olmasa da…Elia’nın Rhaegar ile evlenmesinden sonraki ilk birkaç yıl içinde Prenses’in KL’deki birkaç kadın eşlikçilerinden biriydi. Kalanını kitaplar için saklıyorum.
Greyjoy saldırısı sonrası Tywin, Lannister filosunu yeniden inşa etti. Burada 20 ya da 30 tane gemiden bahsediyoruz. Buna karşın Greyjoy filosuna denk olabilecek yegane deniz filosu Arbor’un kraliyet filosu ve Redwyne filosudur. Greykoy ve Redwyne, Westeros’un geleneksel deniz güçleridir. Lannister gemileri, Demir filonun dar gemilerinden daha heybetli ve büyük; çarklar, karyolar, akrepler gibi şeylerle beraber. Tyreller de Lannisterlarla aşağı yukarı aynı durumdadır ama onlar sancaktarlarına biraz daha bağımlıdır; bilhassa Kalkan Adalarındaki… Hightowerların, ticaret gemilerini korumak için, sadece birkaç savaş gemisi vardır.
Ned’in ordusu ona Dorne’a kadar eşlik etmedi, orada savaş yoktu ama şüphesiz sınırlarda küçük çatışmalar vardı. Lakin Martellerin savaşın dışında kalması tamamen doğru değil, Prens’in ordusunda KM Prens Lewyn komutasında Dornelu askerler vardı. Lakin Dornle’lar prensi olması gerektiği şekilde desteklemediler, bu kısmen Elia yüzünden öfkeli olduklarından kısmen de Doran’ın doğuştan gelen ihtiyatından.
Sevginin bir çok çeşidi var. Robert, kardeşlerini şüphesiz bir şekilde seviyordu ve onlara karşı dürüsttü ama onlardan tamamen hoşlanmıyordu. Stannis ile ilişkileri her zaman dikenliydi. Renly ise ailenin bebeği idi ve saraya gelene kadar Robert ile çok az zaman geçirdi. Robert’ın ona düşkün olabileceğinden şüpheleniyorum ama yakın değillerdi. Stannis, Fırtına Burnu dururken Ejderha Kayasının verilmesinden hiç hoşlanmadı ve bunu hakaret algıladı… ama Robert’ın bu amaçla yaptığı doğru değil. Targlar varislerini her daim Ejderha Kayası prensi olarak atamıştır. Joffrey doğana kadar da Robert, Stannis’i varisi olarak seçmişti. Robert iki kaleyi de kardeşlerine vermek yerine oğullarına verebilirdi ama bunun yerine kardeşlerine verdi ve ellerinde tutmalarına izin verdi, dikkatsiz cömertliğinin bir başka göstergesidir.
Valyria ve kıyameti hakkında ilerleyen ciltlerde daha fazlasını öğreneceksiniz ama illa Kılıçların Fırtınasında olacağını söyleyemem.
Jaime’nin Aerys’i öldürürken ki duyguları konusunda fikirleri var. Bazıları onun acılık hissettiğini düşünüyor, şahsen ben biraz eğlendiğini de düşünüyor.
İki görüş de doğru.
Westeros'da Evlilik ve Nişan Yaşı 6
8 bin yıl önce Ötekiler nasıl yenilgiye uğradı? Sayılarına bakınca yenilmez gibi görünüyorlar? İnsanlar karşı saldırıda bulundu mu?
Binlerce yıl önce olan bir şey, bazı gerçekler sisin arasında kayboldu ve zamanla efsaneye dönüştü. İlerleyen ciltlerde daha fazlasını öğreneceksiniz ama muhtemelen her şeyi değil, hayır.
Yüzsüz İnsanlar, önceden bir tarife listesi asmaz. Onlara ölmesini istediğiniz kişiyi söylersiniz ve onlar da kim olduklarına ve zorluğuna göre durumlara göre fiyat üstüne tartışıp, karara bağlar. Ne kadar zorlu ve üst seviye kişiyse fiyat da o kadar yüksek olacaktır.
Arya’nın yakaladığı siyah kedi, Rhaenys’in kedisi Balerion olabilir mi?
Olabilir.
Westeros’ta erkekler 17 yaşında yetişkin kabul edilir. Yaş kaç olursa olsun yemin edildiğinde (NW veya KM için şeylerde) iş bitmiştir, kaçış yoktur, yaşın gençliği bir kurtulma aracı olmaz. Ayrıca NW, 12 yaş gibi oldukça genç bir kişiye yemin ettirmez.
Sorunun özeti: Hornwood mirası; Lord Hornwood’un kız kardeşi mirası devralacak kişi olarak düşünülmedi ama onun oğlu ve lordun piçi düşünüldü. Elimizde birkaç kadın lord (Mormont, Dustin ve Whent) olduğu düşünülürse bu pek mantıklı gelmiyor. Lord Hornwood ‘un karısı ve gelecek kocası mirası elinde tutacak kişi olarak tasvir edildi. Ayrıca Leydi Whent’in bir Frey ile evlenmiş olmasına rağmen hanesinin son üyesi olması üzerine bir soru soruldu ama GRRM buna cevap vermedi.
Bu soruya kısa cevap; Westeros miras hakkı gerçek orta çağ dönemine göre modellendi. Yani belirsiz, kodlanmamış, farklı yorumlara tabi ve çoğu zaman da çelişkili. Adamın ilk doğan oğlu varis olur, sonra bir sonrakine geçer. Yaşayan bir erkek varken Dorne hariç kızlar, miras konusunda pek göz önüne alınmazlar. Erkek evlatlardan sonra kız evladın mirası alacağı söylenir ama ölü adamın kardeşlerinden biri buna itiraz edebilir. Kız mı erkek mi daha önceliklidir? İki tarafın da bir talebi var.
Ya hiç çocuk yoksa ve geriye sadece torun ve büyük torunlar varsa? Öncelik ve yakınlık daha öncelikli bir prensip midir? Piçlerin hakkı var mı? Meşrulaştırılmış piçler, meşru doğumlu çocuklardan sonra mı yoksa doğum sırasına göre mi sıraya giriyorlar? Dullar ne olacak? Ve ölen kişinin iradesi ne olacak? Bir lord, oğlunu mirastan menedip diğer oğlunu varis yapabilir mi? Yahut bir piçi?
O dönemler de Westeros’ta da keskin, net bir cevabı yok. Olaylara genelde vaka bazında karar verilir, her bir dava bir sonrakine emsal teşkil edebilir ama çoğu zaman emsaller, taleplerle çatışabilir. Orta Çağ’a baktığınızda “çatışan hak talepleri” savaşların nedenin 4’te 3’ünü kapsar. O dönemlerin dünyası yasalarla değil erkeklerle yönetiliyordu. Yasaların belirsizliği lordun bir yerde tercih ettiği bir şey olabilir çünkü bu, onlara güç sağlıyordu. Hornwood davasında kararı sonuçta bir “lord” verecekti ve daha güçlü hak sahipleri karardan memnun değilse, silahlarını çekebilir. Yani kısaca miras meselesi, yasalar kadar politika ile de alakalı bir şekilde karara bağlanıyordu.
Renly, kaygısız ve dikkatsiz bir kişiydi ve geniş genellemerle konuşuyordu (Renly’nin taht talebiyle ilgili konuşmasıyla ilgili). Bağlamdan görebildiğimiz üzere abisinin yasal dayanağını hiçbir şekilde umursamadı, onun ilgilendiği tek şey ordusunun ne kadar büyük olduğuydu.
The Hedge Knight’ta binlerce yıllık yaşta olan kadim ejderhalardan bahsediyor. Targaryenler getirmeden önce Westeros’ta ejderha var mıydı? Yoksa Targlar gelirken ejderha iskeletlerini de mi getirmişti?
Bir zamanlar ejderhalar vardı. (Buz ve Ateşin Şarkısı 'Ejderhalar' 4 )
Kitaplar için sakladığınız bir şey olabileceğini düşündüğüm takip sorusu, Westeros dışındaki Ejderhalara ne oldu? Eğer doğru anladıysam, Simyacılar hiçbir yerde ejderha olmadığını söylüyorlar. Öyle miydi?
Artık var olduğu bilinen ejderhalar yok … ama bu bir ortaçağ dönemi ve dünyanın büyük bölümleri hala terra incognita, bu yüzden gizemli yerlerde çok uzakta her zaman ejderha manzaraları hikayeleri var. Üstatlar bunları kaile almama eğilimindedir.
Ben Tad Williams’ın büyük bir hayranıyım. Tolkien’i yıllarca sevmeme rağmen, modern fanteziyi okumayı bıraktım çünkü çoğu korkunç türev şeylerdi. Sonra Tad’in DRAGONBONE CHAIR’ini denedim ve oturdum ve kendi kendime “Evet! Bu doğru bir yazarın elinde müthiş olabilir!” dedim. Bu ilham olmadan hiçbir zaman BUZ VE ATEŞİN ŞARKISINI yazmazdım. Eğer bulabilirseniz metinlerde bu seriye dair bazı şeyler var. (Azor Ahai Efsanesi 'Sahte Ulak' 1 )
Eğer Dany kısırsa (varisi olmayacağı için) neden Westeros’u işgal etmek istediğine dair bir soruya, cevap vermedi.
submitted by Asusnur to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.07.24 09:49 TheLastNever1 Bir Müslümansanız ayak fetişiniz oması çok kötü bir durum

Bir dindar için ayak fetişizmi en berbat durumların başında gelir. Fetişizm günah değildir elbette; ancak özellikle bekâr bir Müslüman'ı çok zorlayan ve irrite eden bir histir. Hem dindar olup hem fetişist olmak gerçekten de çok zor bir sınavdır. Bu bekâr Müslüman genç evlense bile fetişizm hislerini yaşayamazsa bu fetişizm onun için bir yük olur. Müslüman gencimiz fetiş hislerini eşi ile yaşayamazsa bu bekâr olan gencin yaşadığı sınavdan çok daha büyük bir sınava dönüşür.
Bilindiği üzere Müslüman bir birey zina etmeyi bırakın harama bile bakamaz. Ayrıca "bir yılanın arkasından yürü, bir aslanın arkasından yürü; ama bir kadının arkasından yürüme" diye geçer birtakım İslami eserlerde. Gerçekten de tanımadığımız bir kadının arkasından yürümek bile biz erkekler için fitne sebebidir. Biz erkekler için hem arkasında yürüdüğümüz kızın ayakları sorun olacak hem de belli olan beden hatları. Şu iyi bilinmelidir ki, Fetiş hisleri olan bir erkeğin nefsiyle mücadele edip kendini haramlardan koruması fetiş hisleri bulunmayan erkeklere kıyasla çok daha zordur. Buna şöyle bir örnek vereyim: Bir insan size sınavlarınız da varken ve ders çalışmanız gerekirken gelse ve "dışarıda kahve içelim kardeş dersi mersi boş ver" dese sınavım var der geçiştirirsiniz. Bu insan ile beraber bir kişi daha ısrar etse durur bir düşünürsünüz. Israr eden arkadaş sayısı arttıkça sizin ikna olma ihtimaliniz artar ve belki de dersi boş verip arkadaşlarla muhabbeti tercih edebilirsiniz. Bu örnek aslında her şeyi açıklar niteliktedir. Fetiş hisleri bulunmayan bir insan harama bakmamak için başını hafif eğip yere bakarak yürümeyi tercih edecektir sonuçta ayaklardan etkilenmediği için görse bile bu insanda cinsel dürtüler alevlenmeyecektir veya alevlense bile bu alevler ileri seviyeye ulaşmayacaktır; ancak fetişist olan bir insan için işler çok daha zordur; çünkü hem fetişist hem de dindar olan insan harama bakmamak için diğer insanlar gibi yere bakarak yürümek isteyecek; ancak yere baktığında bu sefer ayaklar tahrik edecektir. Fetişist bir birey bir kadından daha fazla tahrik olur; çünkü fetişist bir bireyin tahrik olduğu alan diğer bireylere göre daha fazladır. Şöyle bir durum var ki; sadece ayaklardan tahrik olup da bedenin diğer yerlerinden tahrik olmayan bir birey evlendiğinde eşiyle sorunlar yaşar; çünkü bu bireyin eşi ne kadar özenli olursa olsun ilgili birey hep ayaklarla ilgilenecektir. Bu durum boşanmaya varan seviyede kötüdür. Sadece ayaklardan değil de ayaklarla beraber komple kadın bedeninden tahrik olan benim gibi inançlı fetişistlere Allah (s.w.t) kolaylıklar nasib etsin rabbim 📷 Yani yukarı tükürsek bıyık, aşağı tükürsek sakal. Bizlerin bu fetişizm nedeniyle kadınlardan tahrik olma katsayımız diğer erkeklere kıyasla daha yüksektir anlayacağınız. Gerçi bu durum evlendiğimiz zaman eğer kadın anlayışlı ve güzel huylu ise kadının işine gelir; çünkü bizim eşimizle ilgilenmek için yaptığımız her hamle eşimizi mutlu edecektir. Eşimizin bedenindeki diğer uzuvlarla birlikte ayaklarıyla da ilgilenmemiz eşimizin aldığı zevk katsayısını yükseltecektir. Aslında ayaklar bedenin sinir uçlarının toplandığı merkezlerden biridir. Herkes ayakları ihmal eder; çünkü bilmezler hatta ayağı pis zannederler. Halbuki 5 vakit namaz kılan birinin ayakları kolay kolay kokmuyor ve bu kişi ayaklarına dikkat ederse ayaklarıyla ilgili pek sağlık sorunu da yaşamaz. Ayrıca ayak yalamanın ayağını yalatana faydası çoktur. Örneğin:
Tükürükteki anti-bakteriyel maddeler ayakları temizler ve ayakları adeta sterilize eder. Ayaklar sürekli yalanıp emileceği için nemli kalır, bu sayede ayaklar her zaman yumuşacık olur Topuklar çatlamaz ve yumuşar Ayak bakımı için para harcamışçasına ayaklarınızın daha bi güzelleştiğini fark edersiniz Parmak araları da sterilize olacağından ayaklarda mantar oluşma ihtimali azalır Ayaklarda nasır oluşma ihtimali azalır. Ayaklara masaj ve akabinde ayakları güzelce yalamak bedene de kuvvet verir, depresyonu azaltır, libidoyu yükseltir, sağlığa da iyi gelir, ayaklardaki sinir uçları uyarılan organlar âdeta resetlenmişçesine (yeniden başlatılmışçasına) daha iyi çalışmaya başlar ... dahası da var.. Bunlara inanmayanlar refleksolojiyi iyi okusunlar. Refleksoloji ayaklara masaj yaparak sağlığa kavuşturma ile ilgili bir kavram.. Bana inanmayanlar arama motorlarında refleksoloji diye aratıp ayak masajının faydalarını okuyabilirler. Akabinde tükürüğün faydaları diye de arama motorlarında aratın ve tükürüğün faydalarını okuyun.. Okuyun da görün doğru söylediğimi...
Aslında kadınlar ayaklarını kocalarına düzenli olarak yalatmalı. Aslında fetişist olup aynı zamanda dindar olan bir insan kadınlar için bir nimettir. Ayaklarınıza bakım yapacak hatta tırnaklarınızı bile kesip pedikürünüzü seve seve bedavaya yapabilecek bir eşiniz var. İstifade edin. Önyargılı olacağınıza bunun tadını çıkarın. Eşiniz sadece ayaklarla değil de ayaklarınızla beraber tüm bedeninizle de ilgileniyorsa bu fetişizm neden kötü olsun, neden sapıklık olsun, neden sapkınlık olsun? Yazının sonlarında size refleksoloji ile ilgili resimler sundum. O resimlere de bakınız!!! Bu iş ciddi bir iş.. Fetişist bir erkek aslında kadınlar için nimet... Aslında hem fetişist hem de dindar olan bir erkek kadın için nimettir hatta bulunmaz bursa kumaşıdır: - Karısının ayaklarına gönüllü olarak her gün masaj yapar ve bundan cinsel açıdan keyif alır. Bu sayede hem nefsini köreltir hem de eşine âdeta şifa kaynağı olur - Karısının tırnaklarını da keser, pedikürünü de yapar - Karısının ayaklarını yıkar - Karısının ayaklarını yalar ve emer, bu sayede refleksolojiden bir adım öne geçerek ağzı, dili ve dişleri ile karısının ayaklarına ekstra bir masaj imkanı sunar. Bu durum refleksolojinin faydalarını daha da arttırır. - Refleksoloji normalde kliniklerde para ile yapılan bir şey. Kocanız ayak fetişi ise siz İNSANLARIN PARA VERİP DE ZOR BULDUKLARI BİR ŞEYİ BEDAVADAN elde etmiş bulunuyorsunuz. - Kocanız aynı zamanda dindar olduğu için haramlara da bakmaz. - Kocanız evde sizin ayaklarınızla nefsini körelteceğinden dışarıda yukarıda yazdığım zorluklarla karşılaşsa da yine de kocanızın nefsi kocanızı fazla zorlayamaz; çünkü eve gelecek ve sizin ayaklarınızla ilgilenecek. - Kocanızın yaşadığı bu çok ağır imtihanlarda kocanıza yardım ederek aslında farkında olmadan cihad için sefere çıkmışçasına sevap kazanırsınız. Hatta kocanızın her hayır duasında bir adım daha yükselirsiniz. Kocanız her hoşnut oluşunda sizi duaya boğacaktır. Bunun da size faydası olacak. - ... dahası da var.. Hem dünyevi hem de uhrevi faydalar inşaAllah sizleri bekliyor... Ancaaaakkk o önyargılarınızı kırmanız gerekmekte...
Fetişist olup da dindar olan bir bireyin yaşadığı başlıca sorunlar: - Dışarı çıktığında yere bakarak yürüyememek - Billboardlarda ve reklam alanlarında gördüğü ayak resimlerinden tahrik olabilme - Resimlerde örneklerini gördüğünüz toplu taşıma araçlarında özellikle karşılıklı koltuğu olan taşıtlarda dakikalarca karşınızda oturan hanımefendilerin hem yüzlerine hem de ayaklarına bakmamak için yoğun uğraş vermenize sebep olan felâket ötesi bir imtihan. - Özellikle yaz mevsimlerinde hanımefendilerin ayaklarını çoraplı ya da çorapsız fark etmeyecek şekilde gösteren ayakkabılar giymeleri yüzünden çekilen çilenin daha da artması - ... yani daha nasıl ifade edeyim?
Hem dindar olup hem de fetişist olmak o kadar zor ki. Özellikle anlayışsız, önyargılı, bağnaz ve tabularla dolu bir çevreniz varsa yaşadığınız bu ağır imtihanlar en az 100000000000000000 kat daha artacaktır...
Çevrenizdeki hiçbir kimseye oturup içinizi dökemezsiniz. Eğer buna kalkışırsanız sapık damgası yersiniz. İnsanlar o kadar nankör ki, yıllarca sizi en iyi, en mükemmel, en dürüst, en dindar ve en takvalı bilen biri bile sizi artık bir şerefsiz, kendini saklayan bir misyoner, hain, sapık, tecavüzcü, vs görebilir. Yani artık ne yaparsanız yapın kimsenin gözünde değeriniz olmayacak. Sana kız bulalım, seni evlendirelim diyenlerden köşe bucak kaçarsınız; çünkü bilirsiniz ki, bu insanların bulacakları kızlar sonuçta kendi çevrelerinden olacağı için gayet tutucu olacaktır. Evlendiğinizde bile bu derdinizi bu eşinize anlatsanız o kadar tutucudur ki babasının evine gider ve sizi de rezil eder. Bu yüzden ailenizin de itibarı sarsılacaktır Kendinizi yapayalnız hissedersiniz; çünkü çevrenizde teksiniz ve sizi anlayan tek bir kişi bile yok. Bazen intihar etme isteğinin artması; çünkü yapayalnızsınız ve sizi anlayan kimse yok Allah'a bol bol "Allah'ım kaderimde evleneceğim insan belli ama ben bilmiyorum sen biliyorsun, sana yalvarıyorum lütfen evleneceğim hanımefendi beni geri çevirmesin, evleneceğim hanımefendi cinsel fantezi ve fetişlerimi reddetmesin" dua edersiniz. -... daha nasıl ifade edebilirim?
submitted by TheLastNever1 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.07.23 23:37 Sancerro Bir dindar için ayak fetişizmi en berbat durumların başında gelir

Bir dindar için ayak fetişizmi en berbat durumların başında gelir. Fetişizm günah değildir elbette; ancak özellikle bekâr bir Müslüman'ı çok zorlayan ve irrite eden bir histir. Hem dindar olup hem fetişist olmak gerçekten de çok zor bir sınavdır. Bu bekâr Müslüman genç evlense bile fetişizm hislerini yaşayamazsa bu fetişizm onun için bir yük olur. Müslüman gencimiz fetiş hislerini eşi ile yaşayamazsa bu bekâr olan gencin yaşadığı sınavdan çok daha büyük bir sınava dönüşür.
Bilindiği üzere Müslüman bir birey zina etmeyi bırakın harama bile bakamaz. Ayrıca "bir yılanın arkasından yürü, bir aslanın arkasından yürü; ama bir kadının arkasından yürüme" diye geçer birtakım İslami eserlerde. Gerçekten de tanımadığımız bir kadının arkasından yürümek bile biz erkekler için fitne sebebidir. Biz erkekler için hem arkasında yürüdüğümüz kızın ayakları sorun olacak hem de belli olan beden hatları. Şu iyi bilinmelidir ki, Fetiş hisleri olan bir erkeğin nefsiyle mücadele edip kendini haramlardan koruması fetiş hisleri bulunmayan erkeklere kıyasla çok daha zordur. Buna şöyle bir örnek vereyim: Bir insan size sınavlarınız da varken ve ders çalışmanız gerekirken gelse ve "dışarıda kahve içelim kardeş dersi mersi boş ver" dese sınavım var der geçiştirirsiniz. Bu insan ile beraber bir kişi daha ısrar etse durur bir düşünürsünüz. Israr eden arkadaş sayısı arttıkça sizin ikna olma ihtimaliniz artar ve belki de dersi boş verip arkadaşlarla muhabbeti tercih edebilirsiniz. Bu örnek aslında her şeyi açıklar niteliktedir. Fetiş hisleri bulunmayan bir insan harama bakmamak için başını hafif eğip yere bakarak yürümeyi tercih edecektir sonuçta ayaklardan etkilenmediği için görse bile bu insanda cinsel dürtüler alevlenmeyecektir veya alevlense bile bu alevler ileri seviyeye ulaşmayacaktır; ancak fetişist olan bir insan için işler çok daha zordur; çünkü hem fetişist hem de dindar olan insan harama bakmamak için diğer insanlar gibi yere bakarak yürümek isteyecek; ancak yere baktığında bu sefer ayaklar tahrik edecektir. Fetişist bir birey bir kadından daha fazla tahrik olur; çünkü fetişist bir bireyin tahrik olduğu alan diğer bireylere göre daha fazladır. Şöyle bir durum var ki; sadece ayaklardan tahrik olup da bedenin diğer yerlerinden tahrik olmayan bir birey evlendiğinde eşiyle sorunlar yaşar; çünkü bu bireyin eşi ne kadar özenli olursa olsun ilgili birey hep ayaklarla ilgilenecektir. Bu durum boşanmaya varan seviyede kötüdür. Sadece ayaklardan değil de ayaklarla beraber komple kadın bedeninden tahrik olan benim gibi inançlı fetişistlere Allah (s.w.t) kolaylıklar nasib etsin rabbim :( Yani yukarı tükürsek bıyık, aşağı tükürsek sakal. Bizlerin bu fetişizm nedeniyle kadınlardan tahrik olma katsayımız diğer erkeklere kıyasla daha yüksektir anlayacağınız. Gerçi bu durum evlendiğimiz zaman eğer kadın anlayışlı ve güzel huylu ise kadının işine gelir; çünkü bizim eşimizle ilgilenmek için yaptığımız her hamle eşimizi mutlu edecektir. Eşimizin bedenindeki diğer uzuvlarla birlikte ayaklarıyla da ilgilenmemiz eşimizin aldığı zevk katsayısını yükseltecektir. Aslında ayaklar bedenin sinir uçlarının toplandığı merkezlerden biridir. Herkes ayakları ihmal eder; çünkü bilmezler hatta ayağı pis zannederler. Halbuki 5 vakit namaz kılan birinin ayakları kolay kolay kokmuyor ve bu kişi ayaklarına dikkat ederse ayaklarıyla ilgili pek sağlık sorunu da yaşamaz. Ayrıca ayak yalamanın ayağını yalatana faydası çoktur. Örneğin:
Tükürükteki anti-bakteriyel maddeler ayakları temizler ve ayakları adeta sterilize eder. Ayaklar sürekli yalanıp emileceği için nemli kalır, bu sayede ayaklar her zaman yumuşacık olur Topuklar çatlamaz ve yumuşar Ayak bakımı için para harcamışçasına ayaklarınızın daha bi güzelleştiğini fark edersiniz Parmak araları da sterilize olacağından ayaklarda mantar oluşma ihtimali azalır Ayaklarda nasır oluşma ihtimali azalır. Ayaklara masaj ve akabinde ayakları güzelce yalamak bedene de kuvvet verir, depresyonu azaltır, libidoyu yükseltir, sağlığa da iyi gelir, ayaklardaki sinir uçları uyarılan organlar âdeta resetlenmişçesine (yeniden başlatılmışçasına) daha iyi çalışmaya başlar ... dahası da var.. Bunlara inanmayanlar refleksolojiyi iyi okusunlar. Refleksoloji ayaklara masaj yaparak sağlığa kavuşturma ile ilgili bir kavram.. Bana inanmayanlar arama motorlarında refleksoloji diye aratıp ayak masajının faydalarını okuyabilirler. Akabinde tükürüğün faydaları diye de arama motorlarında aratın ve tükürüğün faydalarını okuyun.. Okuyun da görün doğru söylediğimi...
Aslında kadınlar ayaklarını kocalarına düzenli olarak yalatmalı. Aslında fetişist olup aynı zamanda dindar olan bir insan kadınlar için bir nimettir. Ayaklarınıza bakım yapacak hatta tırnaklarınızı bile kesip pedikürünüzü seve seve bedavaya yapabilecek bir eşiniz var. İstifade edin. Önyargılı olacağınıza bunun tadını çıkarın. Eşiniz sadece ayaklarla değil de ayaklarınızla beraber tüm bedeninizle de ilgileniyorsa bu fetişizm neden kötü olsun, neden sapıklık olsun, neden sapkınlık olsun? Yazının sonlarında size refleksoloji ile ilgili resimler sundum. O resimlere de bakınız!!! Bu iş ciddi bir iş.. Fetişist bir erkek aslında kadınlar için nimet... Aslında hem fetişist hem de dindar olan bir erkek kadın için nimettir hatta bulunmaz bursa kumaşıdır: - Karısının ayaklarına gönüllü olarak her gün masaj yapar ve bundan cinsel açıdan keyif alır. Bu sayede hem nefsini köreltir hem de eşine âdeta şifa kaynağı olur - Karısının tırnaklarını da keser, pedikürünü de yapar - Karısının ayaklarını yıkar - Karısının ayaklarını yalar ve emer, bu sayede refleksolojiden bir adım öne geçerek ağzı, dili ve dişleri ile karısının ayaklarına ekstra bir masaj imkanı sunar. Bu durum refleksolojinin faydalarını daha da arttırır. - Refleksoloji normalde kliniklerde para ile yapılan bir şey. Kocanız ayak fetişi ise siz İNSANLARIN PARA VERİP DE ZOR BULDUKLARI BİR ŞEYİ BEDAVADAN elde etmiş bulunuyorsunuz. - Kocanız aynı zamanda dindar olduğu için haramlara da bakmaz. - Kocanız evde sizin ayaklarınızla nefsini körelteceğinden dışarıda yukarıda yazdığım zorluklarla karşılaşsa da yine de kocanızın nefsi kocanızı fazla zorlayamaz; çünkü eve gelecek ve sizin ayaklarınızla ilgilenecek. - Kocanızın yaşadığı bu çok ağır imtihanlarda kocanıza yardım ederek aslında farkında olmadan cihad için sefere çıkmışçasına sevap kazanırsınız. Hatta kocanızın her hayır duasında bir adım daha yükselirsiniz. Kocanız her hoşnut oluşunda sizi duaya boğacaktır. Bunun da size faydası olacak. - ... dahası da var.. Hem dünyevi hem de uhrevi faydalar inşaAllah sizleri bekliyor... Ancaaaakkk o önyargılarınızı kırmanız gerekmekte...
Fetişist olup da dindar olan bir bireyin yaşadığı başlıca sorunlar: - Dışarı çıktığında yere bakarak yürüyememek - Billboardlarda ve reklam alanlarında gördüğü ayak resimlerinden tahrik olabilme - Resimlerde örneklerini gördüğünüz toplu taşıma araçlarında özellikle karşılıklı koltuğu olan taşıtlarda dakikalarca karşınızda oturan hanımefendilerin hem yüzlerine hem de ayaklarına bakmamak için yoğun uğraş vermenize sebep olan felâket ötesi bir imtihan. - Özellikle yaz mevsimlerinde hanımefendilerin ayaklarını çoraplı ya da çorapsız fark etmeyecek şekilde gösteren ayakkabılar giymeleri yüzünden çekilen çilenin daha da artması - ... yani daha nasıl ifade edeyim?
Hem dindar olup hem de fetişist olmak o kadar zor ki. Özellikle anlayışsız, önyargılı, bağnaz ve tabularla dolu bir çevreniz varsa yaşadığınız bu ağır imtihanlar en az 100000000000000000 kat daha artacaktır...
Çevrenizdeki hiçbir kimseye oturup içinizi dökemezsiniz. Eğer buna kalkışırsanız sapık damgası yersiniz. İnsanlar o kadar nankör ki, yıllarca sizi en iyi, en mükemmel, en dürüst, en dindar ve en takvalı bilen biri bile sizi artık bir şerefsiz, kendini saklayan bir misyoner, hain, sapık, tecavüzcü, vs görebilir. Yani artık ne yaparsanız yapın kimsenin gözünde değeriniz olmayacak. Sana kız bulalım, seni evlendirelim diyenlerden köşe bucak kaçarsınız; çünkü bilirsiniz ki, bu insanların bulacakları kızlar sonuçta kendi çevrelerinden olacağı için gayet tutucu olacaktır. Evlendiğinizde bile bu derdinizi bu eşinize anlatsanız o kadar tutucudur ki babasının evine gider ve sizi de rezil eder. Bu yüzden ailenizin de itibarı sarsılacaktır Kendinizi yapayalnız hissedersiniz; çünkü çevrenizde teksiniz ve sizi anlayan tek bir kişi bile yok. Bazen intihar etme isteğinin artması; çünkü yapayalnızsınız ve sizi anlayan kimse yok Allah'a bol bol "Allah'ım kaderimde evleneceğim insan belli ama ben bilmiyorum sen biliyorsun, sana yalvarıyorum lütfen evleneceğim hanımefendi beni geri çevirmesin, evleneceğim hanımefendi cinsel fantezi ve fetişlerimi reddetmesin" dua edersiniz. -... daha nasıl ifade edebilirim?
submitted by Sancerro to kopyamakarna [link] [comments]


2020.07.05 22:36 Hydra_11 110betvole / 110 betvole - Betvole Yeni Giriş Adresi

110betvole / 110 betvole - Betvole Yeni Giriş Adresi
BETVOLE GİRİŞ İÇİN TIKLAYINIZ
Site, Curacao Lisansı ile kullanıcılarına resmi makamlardan alınmış kanıtlı bir güvenlik belgesi de sunmaktadır. Oyunları kontrol eden bu birbirinden güzel kızlar sayesinde, hiç zorlanmadan oyunlara dahil olabilir; eğlenceli bir zaman geçirebilirsiniz. Lisans kurallarına aykırılık söz konusu olduğunda ise lisans yetkilerinin iptali söz konusu olabilmektedir.
Bahis sektörü içerisinde hızlı bir şekilde yükselmekte olan 110 betvole , birçok kişi tarafından tercih edilmektedir. Böylece sitenin kazanç alanları spor bahisleri ve casino oyunları ile sınırlı kalmamaktadır. Ecopayz, Jeton, TLNakit, Skrill, Astropay ve Neteller gibi e-cüzdan hizmetleri de popülerdir ve giderek artan sayıda Yabancı Canlı Bahis Siteleri tarafından desteklenmektedir.
https://preview.redd.it/1rcbz4zin3951.jpg?width=1874&format=pjpg&auto=webp&s=7e06e6f3ff5dd23d94d8febd7830e259cc58450f
Bet severler, sitenin olanaklarına bağlı olarak bahis oyunlarından ve casino oyunlarından yüksek verim elde edebilmektedir. Bu siteye üye olurken her zaman gerçek bilgilerinizi vermeniz gerektiğini aklınızdan kesinlikle çıkarmamalısınız. 110betvole bahis sitesinin sağ üst bölmesinde yer alan kırmızı renkli “Kayıt Ol” butonuna basarak üyelik işlemi başlamaktadır. ödeme metotları olarak Ecopayz, Astropay, Cepbank ve kredi kartı gibi ödeme yöntemlerini bünyesinde barındırmakta olan 110betvole bahis sitesi, kullanıcılarının tüm ödeme işlemlerini hızlı ve güvenli bir şekilde gerçekleştirmelerine yardımcı olmaktadır.
Bet sitesinin sunmuş olduğu avantajlı promosyonlardan faydalanmak için bonus genel kurallarına uymanız ve bazı gerekli şartları taşımanız gerekmektedir. Kapsamlı bir şekilde hizmet vererek etkin konumda yer alan bahis seçenekleri dâhilinde kendini gösteren 110 betvole , güvenilir olması ile de varlık gösteren bir bahis sitesi görüntüsü çizmektedir. İnternet üzerinden oynanan bahis oyunları son zamanlarda bahis severler tarafından oldukça fazla tercih edilmektedir. Hesabınıza giriş yaptıktan sonra maçlara bahisler yapmak için para yatırmanız gerekiyor. Aksi hallerde site, hizmet politikaları gereğince üyelik için gönderimi yapılan talepleri geri çevirmektedir.
BETVOLE YENİ ADRESİNE GİTMEK İÇİN TIKLAYINIZ
1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 83, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 124, 125, 126, 127, 128, 129, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140, 141, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 150, 151, 152, 153, 154, 155, 156, 157, 158, 159, 160, 161, 162, 163, 164, 165, 166, 167, 168, 169, 170, 171, 172, 173, 174, 175, 176, 177, 178, 179, 180, 181, 182, 183, 184, 185, 186, 187, 188, 189, 190, 191, 192, 193, 194, 195, 196, 197, 198, 199, 200, 201, 202, 203, 204, 205, 206, 207, 208, 209, 210, 211, 212, 213, 214, 215, 216, 217, 218, 219, 220, 221, 222, 223, 224, 225, 226, 227, 228, 229, 230, 231, 232, 233, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 240, 241, 242, 243, 244, 245, 246, 247, 248, 249, 250, 251, 252, 253, 254, 255, 256, 257, 258, 259, 260, 261, 262, 263, 264, 265, 266, 267, 268, 269, 270, 271, 272, 273, 274, 275, 276, 277, 278, 279, 280, 281, 282, 283, 284, 285, 286, 287, 288, 289, 290, 291, 292, 293, 294, 295, 296, 297, 298, 299, 300, 301, 302, 303, 304, 305, 306, 307, 308, 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315, 316, 317, 318, 319, 320, 321, 322, 323, 324, 325, 326, 327, 328, 329, 330, 331, 332, 333, 334, 335, 336, 337, 338, 339, 340, 341, 342, 343, 344, 345, 346, 347, 348, 349, 350, 351, 352, 353, 354, 355, 356, 357, 358, 359, 360, 361, 362, 363, 364, 365, 366, 367, 368, 369, 370, 371, 372, 373, 374, 375, 376, 377, 378, 379, 380, 381, 382, 383, 384, 385, 386, 387, 388, 389, 390, 391, 392, 393, 394, 395, 396, 397, 398, 399, 400, 401, 402, 403, 404, 405, 406, 407, 408, 409, 410, 411, 412, 413, 414, 415, 416, 417, 418, 419, 420, 421, 422, 423, 424, 425, 426, 427, 428, 429, 430, 431, 432, 433, 434, 435, 436, 437, 438, 439, 440, 441, 442, 443, 444, 445, 446, 447, 448, 449, 450, 451, 452, 453, 454, 455, 456, 457, 458, 459, 460, 461, 462, 463, 464, 465, 466, 467, 468, 469, 470, 471, 472, 473, 474, 475, 476, 477, 478, 479, 480, 481, 482, 483, 484, 485, 486, 487, 488, 489, 490, 491, 492, 493, 494, 495, 496, 497, 498, 499, 500, 501, 502, 503, 504, 505, 506, 507, 508, 509, 510, 511, 512, 513, 514, 515, 516, 517, 518, 519, 520, 521, 522, 523, 524, 525, 526, 527, 528, 529, 530, 531, 532, 533, 534, 535, 536, 537, 538, 539, 540, 541, 542, 543, 544, 545, 546, 547, 548, 549, 550, 551, 552, 553, 554, 555, 556, 557, 558, 559, 560, 561, 562, 563, 564, 565, 566, 567, 568, 569, 570, 571, 572, 573, 574, 575, 576, 577, 578, 579, 580, 581, 582, 583, 584, 585, 586, 587, 588, 589, 590, 591, 592, 593, 594, 595, 596, 597, 598, 599, 600, 601, 602, 603, 604, 605, 606, 607, 608, 609, 610, 611, 612, 613, 614, 615, 616, 617, 618, 619, 620, 621, 622, 623, 624, 625, 626, 627, 628, 629, 630, 631, 632, 633, 634, 635, 636, 637, 638, 639, 640, 641, 642, 643, 644, 645, 646, 647, 648, 649, 650, 651, 652, 653, 654, 655, 656, 657, 658, 659, 660, 661, 662, 663, 664, 665, 666, 667, 668, 669, 670, 671, 672, 673, 674, 675, 676, 677, 678, 679, 680, 681, 682, 683, 684, 685, 686, 687, 688, 689, 690, 691, 692, 693, 694, 695, 696, 697, 698, 699, 700, 701, 702, 703, 704, 705, 706, 707, 708, 709, 710, 711, 712, 713, 714, 715, 716, 717, 718, 719, 720, 721, 722, 723, 724, 725, 726, 727, 728, 729, 730, 731, 732, 733, 734, 735, 736, 737, 738, 739, 740, 741, 742, 743, 744, 745, 746, 747, 748, 749, 750, 751, 752, 753, 754, 755, 756, 757, 758, 759, 760, 761, 762, 763, 764, 765, 766, 767, 768, 769, 770, 771, 772, 773, 774, 775, 776, 777, 778, 779, 780, 781, 782, 783, 784, 785, 786, 787, 788, 789, 790, 791, 792, 793, 794, 795, 796, 797, 798, 799, 800, 801, 802, 803, 804, 805, 806, 807, 808, 809, 810, 811, 812, 813, 814, 815, 816, 817, 818, 819, 820, 821, 822, 823, 824, 825, 826, 827, 828, 829, 830, 831, 832, 833, 834, 835, 836, 837, 838, 839, 840, 841, 842, 843, 844, 845, 846, 847, 848, 849, 850, 851, 852, 853, 854, 855, 856, 857, 858, 859, 860, 861, 862, 863, 864, 865, 866, 867, 868, 869, 870, 871, 872, 873, 874, 875, 876, 877, 878, 879, 880, 881, 882, 883, 884, 885, 886, 887, 888, 889, 890, 891, 892, 893, 894, 895, 896, 897, 898, 899, 900, 901, 902, 903, 904, 905, 906, 907, 908, 909, 910, 911, 912, 913, 914, 915, 916, 917, 918, 919, 920, 921, 922, 923, 924, 925, 926, 927, 928, 929, 930, 931, 932, 933, 934, 935, 936, 937, 938, 939, 940, 941, 942, 943, 944, 945, 946, 947, 948, 949, 950, 951, 952, 953, 954, 955, 956, 957, 958, 959, 960, 961, 962, 963, 964, 965, 966, 967, 968, 969, 970, 971, 972, 973, 974, 975, 976, 977, 978, 979, 980, 981, 982, 983, 984, 985, 986, 987, 988, 989, 990, 991, 992, 993, 994, 995, 996, 997, 998, 999
submitted by Hydra_11 to u/Hydra_11 [link] [comments]


2020.07.05 18:07 oguzkra1 Emine Erdoğan hakkında yanlış bilinenler

Emine Erdoğan, Cemal ve Hayriye Gülbaran çiftinin beşinci ve tek kız çocuğu olarak 16 Şubat 1955’te İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Aslen Siirtli olan Emine Erdoğan, İstanbul Mithat Paşa Kız Meslek Enstitüsü’nde okumuş, gençlik yıllarından itibaren aktif biçimde sosyal faaliyetlerin içinde bulunmuştur. İsim annesi olduğu ‘İdealist Kadınlar Birliği’nin kurucu üyeleri arasında yer almış, Millî Türk Talebe Birliği ve dönemin Hanımlar İlim ve Kültür Derneği’nin faaliyetlerini yakından takip etmiştir. Yazar Şule Yüksel Şenler’in de katkısıyla hayatında önemli kararlar alarak kendini fikir ve aksiyon alanında sosyal çalışmalara adamıştır.
Bu süreçte Recep Tayyip Erdoğan ile tanışmış ve 4 Temmuz 1978 tarihinde evlenmiştir. Türk siyaset tarihinin en önemli liderlerinden birisi olan Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi mücadelesinde en büyük destekçisi olmuştur.
Recep Tayyip Erdoğan Refah Partisi İstanbul İl Başkanı olduğunda, Emine Erdoğan İl Kadın Kolları’nın kurucu yönetim kurulu üyesi olarak vazife almış ve Türkiye’de kadınların siyasete katılımında çığır açan bir sürecin öncülüğünü yapmıştır. Refah Partisi’nin seçim başarısına büyük katkı sağlayan kadın hareketini başlatmış, partiye gönül veren kadınlarla birlikte gerektiğinde ev ev dolaşmıştır.
Eşi Recep Tayyip Erdoğan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildikten sonra ise, farklı sosyal sorumluluk projelerinin içinde bulunmuştur. AK Parti belediyelerinde hâlâ devam eden ‘zengin ve yoksulların buluştuğu iftar sofraları’ girişimini başlatarak farklı kesimler arasında sosyal dayanışma içinde bir yardım koridorunun oluşmasına katkı sağlamıştır.
İki kız, iki erkek dört evladı olan Emine Erdoğan, sosyal ve siyasal hayatta daima aktif roller üstlenmiş, Başbakan eşi olduğu yıllarda da faaliyetlerini artırarak sürdürmüştür. Ailesinden aldığı yardımseverlik mirasını hayatının tümüne yansıtarak binlerce insana yardım eli uzatmıştır. 2005 yılında ‘Toplumsal Gelişim Merkezi’nin (TOGEM) kuruluşuna öncülük etmiş, çocukların ve kadınların eğitimi ile ilgili önemli faaliyetlerin gerçekleştirilmesine destek olmuştur.
Emine Erdoğan, Türkiye’nin belli yörelerinin kanayan yarası olan kız çocuklarının okutulmaması sorununa karşı Millî Eğitim Bakanlığı ile birlikte yurt çapında büyük bir seferberlik başlatmıştır. ‘Haydi Kızlar Okula’ kampanyası ile 300 bine yakın kız çocuğunun okuma-yazma öğrenmesine ve okula gitmesine vesile olmuştur.
Eğitim konusundaki bu gayreti ‘Ana-Kız Okuldayız’ kampanyasıyla yeni bir boyut kazanmış, ismini bizzat kendisinin verdiği bu çalışma ile okuma-yazma öğrenme fırsatı bulamamış annelerin problemlerine çözüm üretmiştir.
Emine Erdoğan çocuklara şiddet uygulanmasına, onların zorunlu olarak çalıştırılmasına karşı da mücadele etmiş; ‘7 çok geç’ gibi erken çocukluk eğitiminin önemini vurgulayan çeşitli kampanyalara destek vermiştir. Bu tür çalışmalara farklı ülkelerin First Lady’lerini de davet ederek kampanyaların etki alanını genişletmiştir. Türkiye’de büyük destek ve ilgi gören ‘Kardeş Aile Projesi’nde de Emine Erdoğan’ın büyük emeği bulunmaktadır.
Toplumda gönüllülük bilincini artırmak ve kamu hizmetleri uyumunu sağlamak üzere Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından hazırlanan ‘Toplum Kalkınmasında Gönül Elçileri’ projesini himaye etmiştir. Türkiye’nin 81 ilinden vali eşleri ile birlikte kadın, yaşlı, çocuk, engelli, gazi ve şehit aileleri, yoksullar ve madde bağımlıları gibi grupların yaşam kalitesini yükseltmek üzere bir gönüllülük seferberliğine öncülük yapmıştır. En iyi kamu projesi dalında halkla ilişkiler alanının Oscar’ı kabul edilen ‘altın pusula’ ödülünü alan proje, BM tarafından diğer ülkeler için örnek teşkil eden projeler kapsamında büyük ilgi görmüştür. Proje, 2012 yılından bu yana Emine Erdoğan’ın himayesinde sürdürülmektedir.
Kadının iş hayatında daha aktif rol alabilmesi için bölge ülke liderlerinin eşleriyle ‘iş hayatında kadın’ temalı uluslararası konferanslar düzenlenmesine destek vermiştir. Türkiye’de kadınların iş dünyası gibi siyasette de daha çok rol almasına yönelik çabaları ise, parti çalışmalarıyla sınırlı kalmamış, ülke kamuoyunda kadınları siyasete katılım noktasında cesaretlendirmiştir.
Emine Erdoğan ayrıca, önemli sosyal problemlerden birisi olan madde bağımlılığına karşı toplumsal hassasiyetin artırılması ve daha etkin bir mücadele yürütülmesi için uyuşturucuyla mücadele kampanyalarına da destek vermiştir.
Eğitimden sağlığa, kadın sorunlarından engellilerin problemlerine kadar çeşitli alanlarda faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının kampanyalarını himaye etmiş, seslerinin duyulmasına katkı sağlamıştır.
Emine Erdoğan, Türkiye’nin pek çok alanda hızlı yapısal reformlar yapabilmesi için Avrupa Birliği üyeliğini önemsediğini her fırsatta dile getirmiştir. Öte yandan dünyanın farklı coğrafyalarından yükselen seslere kulak vermiş, özellikle zulüm ve yoksullukla mücadele eden halkların yanında olmuş, insan hakları ihlallerine şiddetle karşı çıkmıştır. Gazze, Myanmar ve Pakistan gibi bölgelerde yaşanan insanlık trajedilerine karşı sessiz kalmayarak uluslararası organizasyonlar düzenlemiştir. 2009 yılında Gazze’ye yönelik saldırılar karşısında Arap dünyası ve Batılı ülke liderlerinin eşlerini bir araya getirmiş ve tüm dünyaya ‘savaşı durdurun’ çağrısında bulunmuştur. 2012 yılında ise, Myanmar’da yaşanan insanlık dramını can güvenliği riski uyarılarına rağmen bizzat yerinde gidip görmüş ve bölgeye insani yardım ulaştırmıştır. Milyonlarca annenin duygularına tercüman olarak sorunu dünya gündemine taşımış ve büyük yardım kampanyalarının başlamasına vesile olmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti’nin halk tarafından seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı’nın eşi olan Emine Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti ‘First Lady’si olarak katıldığı yurt dışı seyahatlerinde farklı ülkelerin First Lady’leri ile çeşitli sosyal sorumluluk projeleri çerçevesinde fikir-alış verişinde bulunmaya devam etmektedir. Gerektiğinde onları Türkiye’ye davet ederek Türkiye’nin tanıtımına da katkı sağlamaktadır.
Öte yandan bu seyahatler sırasında kültürel, sanatsal faaliyetlere ilgi göstermekte, eğitim ve sağlık kurumlarına ziyaretler gerçekleştirmektedir. Tüm dünyada modern tıbbın tamamlayıcısı olarak önemi gittikçe daha çok fark edilen geleneksel tıp alanında yapılan çalışmaları yakından takip etmektedir. Sağlıklı yaşam, doğal beslenme alışkanlıkları gibi hususlara önem vermekte ve bu konularda toplumsal bilinci artıracak çalışmalara özel ilgi göstermektedir.
Emine Erdoğan, gerek yurt içinde gerekse yurt dışında aktif sosyal hayatından arta kalan zamanda, kitap okumak ve farklı dünya müzikleri dinlemekten keyif almaktadır.
submitted by oguzkra1 to RecepTayyipErdogan [link] [comments]


2020.07.05 17:10 oguzkra1 Recep Tayyip Erdoğan'ı neden seviyorum sıralı liste

İlk gençlik yıllarında sosyal hayat ve siyasetle iç içe bir yaşam sürdüren Erdoğan, acaba o zamanlar, bir gün REİS diye anılacağını, böyle sevileceğini hayal edebiliyor muydu?
İnsan ne çok hayal kurup vazgeçiyor. İşte vazgeçmeden, bir şeye tutkuya bağlanmak böyle bir şeydi. Sonunda hep gülüş, hep başarı getiriyordu. Bir gün koskoca bir ülkenin sorumluluğunu almak, koskoca bir tarihin yükünü sırtlanmak büyük, çok büyük bir hayaldi elbet. Gençliğinde durup birine anlatmaya kalksan insanların sana gülmeden edemeyeceği kadar büyük.
Demek ki bazen sessiz hayaller kurmak gerekiyordu. İşte bu biyografi, Erdoğan’ın çocukluktan bu yana kaybettiklerinin; ama en çok kazandıklarının ve elbette kazandırdıklarının hikayesiydi. Çünkü O, sessiz hayaller kurup, sağlam adımlar atmayı bilmişti…
Bugün 26 Şubat! Erdoğan'ın doğum günü. Cumhurbaşkanımız 65 yaşında. Kutlu olsun!
📷

Çocukluğu

Recep Tayyip, 26 Şubat 1954’te İstanbul’un Beyoğlu ilçesi Kasımpaşa semtinde Tenzile Hanım ve Ahmet Bey’in oğlu olarak dünyaya geldiğinde, ailesi ona “Recep Tayyip Erdoğan” adını verdi. Recep adını doğduğu gün Hicrî takvime göre Recep ayına denk geldiğinden, Tayyip’i ise, dedesinin adı olduğundan tercih etmişlerdi.
Babası Ahmet Bey, “Bakatalı Tayyip” olarak anılan Tayyip Efendi’nin oğluydu.
Tenzile Hanım, Ahmet Bey’in ikinci evliliğiydi. İlk evliliğini Güneysu’dayken Havuli Hanım ile yapmıştı. Bu evlilikten Mehmet ve Hasan adını verdikleri iki çocukları olmuştu. Ahmet Bey İstanbul’da Şirket-i Hayriye’ye kıyı kaptanı olarak girdi. Hanuli Hanım ile evlilikleri sona ermişti. Burada Tenzile Hanım ile tanıştılar. Ve Ahmet Bey 2. evliliğini Tenzile Hanım ile yaptı. Bu evlilikten Recep Tayyip, Mustafa ve Vesile dünyaya geldi.
Recep Tayyip, sakin ve yeri gelip yokluğu hissettiği bir çocukluk geçirdi. “Reis Kaptan” lakabıyla anılan babası Ahmet Bey’in çocukluğundan gençliğinde karakteri üzerindeki etkisi yadsınamazdı. En çok tatil günlerinde babasının kendisini motorla, Galata ve Tophane’de gezdirdiği zamanları seviyordu. Babasını en iyi bu gezilerde gözlemliyor, sert mizacının altındaki sevilesi adamı fark ediyordu.
Çok asabiydi gerçekten Ahmet Bey. Ve tabii bu asabiyetinin yanında çok da disiplinliydi. İşte Recep Tayyip'i babasına benzeten de bu yanıydı. Özünde asabi yanından korksa da, bu korku o tatlı baba korkularındandı.
📷

Yamalı ayakkabılarla okul yolu

Recep Tayyip, okul hayatına Kasımpaşa’da başladı. Piyale Paşa İlköğretim Okulu’na kaydolmuştu. Okul evlerine yakın değildi. Annesi, onları her gün okula götüremiyordu. Yaz kış demeden, yarım saatlik yolu yamalı ayakkabılarla gidip geliyorlardı.
Durumları pek iyi değildi işte. Her çocuk karınca kararınca bir işin ucundan tutup eve para getirmeye bakardı. Recep Tayyip de annesinin içini suyla doldurduğu bakraçlara buz koyar, mahallelerindeki futbol sahasında soğuk su ve simit satardı. Yatılı okul zamanları geldiğinde de, babasından aldığı harçlıklar kitap masrafına yetmediğinde kartpostal satacaktı… Yazları ise, Rize’ye giderler; çay ve fındık toplarlardı.
Küçük şeylerle mutlu olmayı öğrenmiş koca yürekli çocuklardı onlar. Sokakta oyun oynayacak, kendi oyunlarını kuracak kadar da şanslılardı. İlkokulda teneffüs saatini iple çekerler, kağıtları buruştura buruştura bir araya getirip top yaparlardı. E haliyle birkaç oyundan sonra güzelim ayakkabılar delik deşik, yamaya gönderilir; okul yolunda yamalı ayaklarla bir kısır döngü başlardı.
📷

Hayatının dönüm noktası

Recep Tayyip, 5. Sınıfta hayatının dönüm noktasını yaşadı. O gün, İmam Hatip, onların da hayatına girdi. Okul müdürü, “namaz” konusunu işliyordu. Derste “Kim namaz kılacak?” diye sorduğunda Recep Tayyip parmağını kaldırdı. İhsan Hoca, öğrencisinin namazını izledi. Çok geçmeden babası Reis Bey’i okula davet etti. Ona: “Biz Tayyip’i İmam Hatip okuluna gönderelim” diye fikrini bir çırpıda belirtiverdi. Recep’in kaderi işte o gün değişti belki de. Babası, biraz duraksadı ve “Nasıl takdir ederseniz” dedi. Recep, Piyale Paşa İlkokulu’ndan 1965’te mezun oldu.
Bu nasıl düşündüğüne, nereden baktığına göre değişen bir kader noktasıydı. Çünkü Recep Tayyip, o dönemde imam hatip mezunu olmanın, ülke içinde üniversite kapılarının kapalı olduğu anlamına geldiğini bilmiyordu henüz. Yatılı okuduğu Fatih’teki İstanbul İmam Hatip Lisesi’nden 1973’te mezun oldu. Kendi deyimiyle bir mücadelenin içinde olduğu zamanlardı. Üniversite konusunda yaşadığı kısıtlamalar sebebiyle liseyi bitirmek için dışarıdan bitirme sınavlarına girdi ve fark olarak gösterilen dersleri verdi. Mücadeleden sağ çıkıp geleceğe yüzünü dönebildi ve Ekim 1973’te Eyüp Lisesi’nden mezun olup ikinci bir lise diploması aldı. Aynı yıl İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ne bağlı Aksaray İktisadi ve Ticari Yüksekokulu’na girdi.
1977-1978 döneminde Akademi bünyesindeki yüksekokullar İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Ticari Bilimler Fakültesi adı altında birleştirildi. Recep Tayyip de, Şubat 1981’de mezun oldu. Kurum Temmuz 1982’de kurulan Marmara Üniversitesi’ne bağlandı. Diplomasında adı geçen kurum ise, Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi oldu.
Yıllar sonra dönüp bu günlere baktığındaysa en çok sosyal birisi oluşunu takdir edecek ve “İyi ki yapmışım” diyecekti. Çocukluğundan beridir asla asosyal biri olmamıştı. Siyaseti takip etmeye erkenden başlamıştı. Özellikle ortaöğretim boyunca yaşadığı süreç, geleceğini şekillendiren ilk zamanlardı; en değerli safir taşlarından örülmüş zamanlar…
Öyle ki yıllar sonra bir röportajı sırasında şunu diyecekti: “O dönemler olmamış olsaydı, bunlar olmazdı. O sosyal yaşam beni daha sonra siyasete taşıdı. Siyasette de ondan sonrası devam etti".
📷

Futbol merakı

Arkadaşları arasında en çok o severdi top oynamayı. Teneffüs arasında yapılacak 10 dakikalık maçın lezzetini dahi tam tadabilmek için o kağıttan topları kendisi yapardı çocukken; topa ilk ayak vuran o olurdu…
Kağıt topların peşinden koşarken, bayramlarda seyranlarda biriktirdiği harçlıklardan bir top almanın sevincinde, mahallede top koşturdu. Sonra mahalle takımı derken, ilk transferini amatör kümede yaşadı. Bu transferin ücreti 500 liraydı. Recep Tayyip, bir yandan seviniyor, belki bir yandan da futbol sahasında ne kadar su, simit satsa bu parayı kazanırdı, onu hesap etmeye çalışıyordu.
Onun futboldan asıl kazancı para değildi aslında. Terimlerin anlamını zamanla kavrayacak olsa da, kolektif düşünmeyi ve dayanışmayı öğrenmişti. Üstelik sözlük anlamlarının karşılığı olması yanında, bunu gerçekten hissederek öğrenmişti.
Temmuz 1974’te İETT’de geçici işçi statüsüyle işe başladığında da kurumun futbol takımında top koşturmaya devam etti. 18 Haziran 1981’de görevinden istifa etti. Buradan sonra bir süre de amatör takımlardan biri olan Kasımpaşa Erokspor’da oynadı.
📷
(Solda Emine Erdoğan, sağda Tenzile Erdoğan ve kucağında da ilk oğul Ahmet Burak - Asker ziyareti sırasında)

Siyasi kariyerine başlarken

Recep Tayyip, siyasi kariyerine oldukça erken başlamıştı. İlk adımı lise yıllarında “Milli Türk Talebe Birliği”ne girerek attı. 1975’te, üniversitedeyken daha resmi bir adım daha attı ve Milli Selamet Partisi’nin Gençlik Kolu Başkanlığı’na; 1976’da ise, İstanbul İl Gençlik Kolları Başkanlığı’na seçildi. Bu görevi, MSP, 12 Eylül Darbesi sonrasında kapatılana kadar devam etti.
1982’de askerlik görevi için siyasete ara verdi. Acemi birliğinde geçen 4 aylık süreçte Tuzla Yedek Subay Piyade Okulu’ndaydı. Usta birliği döneminde ise, İstanbul Kağıthane’deki 3. Kolordu 6. Piyade Tümeni 77. Piyade Alayı Karagâh Servis Bölüğü’nde kantinlerin idaresinden sorumluydu. Bu görev sırasında su, simit sattığı zamanlar ne sıklıkla düşüyordu acaba hatırına…
Siyaset, damarlarında akan kandan farksızdı artık, kendini oraya ait hissediyordu. Askerliği biter bitmez kaldığı yerden devam etti; daha da ilerleyecekti. Dönüşü 19 Haziran 1983’te kurulan Refah Partisi’ne katılarak yaptı. 1984’te de Beyoğlu İlçe Başkanı oldu. 1985’te düzenlenen kongrede, “Merkez Karar ve Yürütme Kurulu Üyesi” seçildi ve aynı yıl partinin İstanbul İl Başkanlığı’na getirildi.
20 Ekim 1991’de yapılan genel seçimlerde Refah Partisi, Milliyetçi Çalışma Partisi ve Islahatçı Demokrasi Partisi ile ittifak yaptı. Erdoğan da, Refah Partisi’nin İstanbul 6. Bölge 1. sıradan adayı olarak seçimlere katıldı. Refah, İstanbul’dan yüzde 16,73 oy aldı.
Erdoğan, 19. Dönem Milletvekili olarak TBMM’ye girmişti. İlk kez gerçekleşen bir uygulama vardı. Seçmenler, parti milletvekillerini sıralamaya bakmadan tercih edebiliyordu. Bu tercihli oy sisteminde seçmenler, tercihini ikinci sıradaki aday Mustafa Baş’tan yana kullandı. Erdoğan için sandıktan çıkan oy 9 binken, Baş için 13 bindi. Sonuçlar açıklandıktan birkaç gün sonra da Erdoğan’ın milletvekilliği Mustafa Baş’a geçti.
📷

Erdoğan evlendi

Erdoğan, 4 Temmuz 1978’te bir konferans verdi. Emine Gülbaran ile de işte bu konferans sırasında tanıştı. Bu adam, bir gün ülkede Başkan olacaktı. Emine Hanım, o gün ileride Türkiye’nin “First Lady”si olacağından habersiz, Erdoğan’ın ışığına kapıldı.
Karşılıklı yansıyan bu ışık, onlara bir evlilik ve 4 evlat getirdi. Kızlarına Esra ve Sümeyye; oğullarına ise, Ahmet Burak ve Necmeddin Bilal adlarını verdiler.
📷

Erdoğan tutuklandı

Erdoğan, 28 Aralık 1986’da yapılan Milletvekili ara seçimlerinde Refah Partisi İstanbul adayı olarak gösterildi; ancak seçilemedi. 26 Mart 1989’da ise, Beyoğlu Belediye Başkanı adayıydı. Yüzde 22,83 oranında oy alsa da yeterli olmadı. Sosyal Demokrat Halkçı Parti adayı Hüseyin Aslan’ın oy oranı, yüzde 29,29’du.
Erdoğan, sonuç birleştirme tutanaklarında usulsüzlük olduğu gerekçesiyle sonuçlara itiraz etti. Ancak İlçe Seçim Kurulu Başkanı 2. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi Nazmi Özcan da kendisine hakaret ettiği gerekçesiyle Erdoğan’ı mahkemeye verdi; 18 aydan 2 yıla kadar hapis istemiyle yargılanacaktı.
Dava, Beyoğlu 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü; ama Erdoğan duruşmaya katılmadı. Hal böyle olunca mahkeme, hakkında gıyabi tutuklama kararı verdi. Erdoğan, bir ay sonra 27 Nisan günü tutuklandı. Bir hafta Bayrampaşa Cezaevi’nde kaldıktan sonra kefaletle serbest kaldı.
Mahkeme ise, kendisine hakime hakaret suçundan 6 ay hapis ve 20 bin lira para cezası vermişti. Ancak TCK’nin 72. Maddesi uyarınca hapis cezası tecil edildi ve para cezasına çevrildi.
📷

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Erdoğan

Refah Partisi, 27 Mart 1994 yerel seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığı için Recep Tayyip Erdoğan, Ali Coşkun, Temel Karamollaoğlu, Veysel Eroğlu ve Nevzat Yalçıntaş için kamuoyu araştırması yaptırıyordu.
15 Ocak 1994’te partinin başkanı Necmettin Erbakan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday ismin Erdoğan olacağını açıkladı. Seçim sonuçları Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı olduğunu gösteriyordu.
Erdoğan, Başkanlık döneminde, 4 milyar dolarlık bir yatırıma imza attı; trafik ve ulaşım sorununa karşı 50’den fazla köprü ve çevre yolu inşa edildi.
📷

Erdoğan’ın hapse girme süreci

Tarih 6 Aralık 1997’yi gösteriyordu. Erdoğan, Siirt’te düzenlenen bir açık hava toplantısında yaptığı konuşma sırasında Ziya Gökalp’in, 1912’de, Balkan Savaşı’ndaki Türk askerleri için yazdığı “Asker Duası” şiirinden bir dörtlük okudu. Bu dörtlük şöyleydi;
“Minareler süngü, kubbeler miğfer
Camiler kışlamız, müminler asker
Bu ilahi ordu dinimi bekler
Allah-u Ekber, Allah-u Ekber”.
Erdoğan, okuduğu bu dörtlüğün, bu haliyle Ziya Gökalp’e ait olduğunu dile getirmiş ve şu açıklamada bulunmuştu: “Konuşmamın bütünü incelendiğinde milli birlik ve beraberlik mesajı verildiği görülür”.
Erdoğan’ın konuşmasıyla ilgili bir inceleme başlatıldı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, Erdoğan’ın yaptığı konuşmanın görüntülerini inceledi. Görüşlerini, Refah Partisi’nin kapatılması istemiyle açılan davanın görüşüldüğü Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na iletti.
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı, Erdoğan hakkında yürütülen “Türk Ceza Kanunu’nun 312/2 maddesi uyarınca “Halkı din ve ırk farkı gözeterek, kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek” suçlamasıyla hazırladığı iddianameyi, 12 Şubat 1998’de tamamladı.
Erdoğan, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis istemiyle yargılanmaya 31 Mart’ta başlandı. Dava 21 Nisan’da, Erdoğan’ın hakkında iddia edilen suçu işlediği yönünde sonuçlandı. Erdoğan, 1 yıl hapis ve 860 bin TL ağır para cezasına çarptırıldı. Ancak duruşmadaki hali göz önünde bulundurularak cezası 10 ay hapis ve 176 bin 666 lira para cezasına çevrildi.
Erdoğan, 3 Haziran’da açıklanan gerekçeli karara göre, “Siirt’te yaptığı konuşma, dindar ve dindar olmayan kesimler arasındaki gerginliği canlı tutmaya çalışıyordu”. Erdoğan, “Bunları inanç birliği maksadıyla söyledim; benim referansım İslam’dır” açıklaması yapsa da, inandırıcı bulunmadı. Kararda yer alan “cezanın ertelenmesine yer olmadığı” ibaresine karşı olarak oy çokluğu için Yargıtay’a başvurma hakkını kullandı. Mahkemenin verdiği kararı, 23 Eylül’de, Yargıtay 8. Ceza Dairesi, bire karşı dört oyla onaylandı. Bu kararın ardından Erdoğan’a siyasi yasak getirildi; artık bir partiyle veya bağımsız olarak seçimlere katılamayacaktı. O döneme ait Hürriyet Gazetesinin attığı şu manşet Türk medya tarihinin akıllara kazınan ifadelerinden biri olacaktı: "Tayyip'e şok ceza - Muhtar bile olamaz".
📷
Ceza infaz yasası gereği hapis cezası 4 ay 10 güne indirildi. Çeşitli ertelemelerden geçen cezanın ardından, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini bıraktı. 26 Mart 1999’da cezasını çekmek üzere Kırklareli, Pınarhisar’daki Pınarhisar Cezaevi’ne girdi. 24 Temmuz 1999’da ise, tahliye edildi.
📷

Yasaklı döneminde Erdoğan

Anayasa Mahkemesi’nin, Fazilet Partisi’nin daimi olarak kapatmasının üzerinden çok zaman geçmemişti ki, bağımsız kalan milletvekilleri, yeni parti kurma çalışmalarını başlattı. Kendilerini “gelenekçiler” ve “yenilikçiler” olarak adlandırdıkları iki koldan yürüttüler bu süreci.
“Milli Görüşçü” olarak adlandırılan taraf, 20 Temmuz 2001’de, Recai Kutan’ın başkanlığında Saadet Partisi’ni; “değişimci” taraf ise, 14 Ağustos 2001’de, Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Adalet ve Kalkınma Partisi’ni kurdu. Erdoğan, aynı zamanda partinin genel başkanlığına da seçildi.
“Biz milli görüş gömleğini çıkardık” demişti Erdoğan ve kullanılan bu ibare, muhafazakarların büyük tepkisini çekmişti. Bir yandan da sistemli bir çalışma içindeydiler. Yakında seçim vardı ve hazırlıklıydılar. 3 Kasım 2002’de düzenlenen seçimlerde Ak Parti yüzde 34,29 oy oranı ile birinci parti oldu.
Parti bu başarıları gösterirken, Erdoğan, siyasi bakımdan yasaklı olduğundan seçimlere katılamadı; milletvekili olamamıştı. 58. Hükümet, Abdullah Gül başkanlığında kuruldu.
Erdoğan, damarlarında akan kanda dahi siyasetin varlığını hissediyor olmalıydı. Duyduğu üzüntüyü içinde tutup, tekrar siyasi haklarına ulaşmanın yollarını arıyordu.
Siyasi yasağının kaldırılması için TBMM’ye yasa teklifi sunuldu. Aslında bu yasa değişikliği oy çokluğu ile kabul edilmişti, ancak dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, tasarının, “özenle, somut ve kişisel” olduğu gerekçesiyle veto etti. Bir süre aradan sonra, yasa değiştirilmeden tekrar oylamaya sunuldu; meclis tekrar oy çoğunluğu ile kabul etti. Bu kez, Ahmet Necdet Sezer de onayladı. Erdoğan’ın milletvekili olmaması için artık hiçbir engel yoktu ve sağlam adımlarla ilerleyeceği yolunda daha elde edeceği çok başarı vardı. Bu henüz başlangıçtı.
Aynı dönemde, seçimlerde Siirt Milletvekili seçilen Fadıl Akgündüz’ün milletvekilliğinin düşürülmesi, Erdoğan’a ani ve yeni bir kapı açtı. Siirt’teki seçimlerin tekrar yapılmasına karar verildi. AKP’nin ilk sıradaki adayı Mervan Gül adaylıktan çekildi ve Erdoğan, partinin birinci adayı olarak aldığı yüzde 85 oy oranı ile Siirt seçimlerini kazandı.
📷

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan

Erdoğan, artık milletvekiliydi. Tüm gençliği boyunca hayalini kurduğu birçok şey için zorlu yollardan geçmiş olsa da, ilk önemli adımı atmıştı.
Sonrası Erdoğan için fazla hızlı ve başarı doluydu. Abdullah Gül, Erdoğan’ın milletvekili seçilmesinin ardından, Cumhurbaşkanı Sezer’e, istifasını sundu. İstifası onaylanan Gül’ün ardından, Cumhurbaşkanlığından aldığı görevle, Erdoğan, genel seçimlerden yaklaşık 3 ay sonra, 59. Hükümeti kurdu.
Türkiye Cumhuriyeti çatısı altında yaşayan, kendisini destekleyen ya da desteklemeyen her bireyin sorumluluğunu taşıyordu ve belli ki bu sorumluluğu daha uzun yıllar taşıyacaktı. Ak Parti, 22 Temmuz 2007’de yapılan 23. Dönem Milletvekili Seçimlerinde, aldığı yüzde 46,6 oy oranı ile milletvekili sayısını 341’e çıkardı. Bu aynı zamanda Erdoğan’ın ikinci kez başkanlık koltuğunu hak ettiği anlamına da geliyordu. Aynı durum çoğalarak üçüncü kez de tekrarlanacaktı.
12 Haziran 2011’de gerçekleştirilen 24. Dönem Milletvekili Seçimlerinde, Adalet ve Kalkınma Partisi, aldığı yüzde 49,83 oy oranı ve 327 milletvekili ile Erdoğan’a üçüncü kez hükümet kurma yetkisini kazandırdı.
📷

Başkanlık sürecinde alt yapı çalışmaları

Özellikle İstanbul’dan yola çıkarak söylenebilir ki, ülkenin en büyük sorunları arasında ilk sıralarda alt yapı ve ulaşım gelmekteydi. Bu sebeple Erdoğan, başkanlığı sürecinde en çok eğilimi bu iki konuya gösterecekti.
2003 yılı sonunda düzenlenen verilere göre ülke genelinde bölünmüş devlet ve il yollarının toplam uzunluğu 4,387 km, otoyollar 1,714 km iken, 2013’e gelindiğinde bu veriler, sırasıyla 20,807 km ve 2,244 km olarak kayıtlara geçecekti. Erdoğan, devletin yönetiminde bulunduğu süre içerisinde, 2014 yılı itibarıyla 471 km’lik bölünmüş devlet ve il yolu inşası gerçekleştirecekti.
Örnekleyecek olursak, 1993’te yapımına başlanan Bolu Dağı Tüneli ve 2000’de başlanan Nefise Akçelik Tüneli, 2007’de tamamlandı. 2003-2014 arasında, devlet ve il yollarında 41,2 km uzunluğunda 84 tek tüp tünel, 86,9 km uzunluğunda 46 çift tüp tünel, otoyollarda 1 km uzunluğunda tek tüp tünel ve 21,1 km uzunluğunda 12 çift tüp tünel açıldı. Tüm yollarda ise, toplam 64,3 km uzunluğunda 151 tek tüp ve 135,8 km uzunluğunda 75 çift tüp tünel hizmete sokuldu.
2004’te, Türkiye’nin ilk deniz altı tüneli olan Maramaray’ın inşası başladı. İstanbul Boğazından geçen Marmaray, 2013’te tamamlandı. 2011’de Avrasya Tüneli ve Konak Tüneli’nin temelleri atıldı. Konak Tüneli, 24 Mayıs 2015’te açılırken, Avrasya Tüneli 20 Aralık 2016’da hizmete girdi. Bu iki tünel Türkiye'nin rüya projelerinin ilk ürünleriydi.
İlk hattı 2009’da Ankara-Eskişehir arasında açılan Yüksek Hızlı Tren, daha sonra birçok ile yayıldı.
2013’te İstanbul Boğazı üzerine üçüncü köprü olarak konumlandırılan Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün yapımına başlandı ve 26 Ağustos 2016’da köprü açıldı.
2002’de 25 olarak kaydedilen havalimanı sayısı, Erdoğan sürecindeki çalışmalarla 52’ye ulaştı. İstanbul’daki üçüncü havalimanı inşası ise, 2014’te başladı. Şimdilerde ise İstanbul 3. havalimanın, 29 Ekim 2018'de faaliyete geçmesi bekleniyor.
Erdoğan, Mart 2014 itibarıyla 18’i hidroelektrik santral olmak üzere, 268 baraj inşasına imza attı. Ayrıca, 138 ayrı yerleşim biriminde kentsel dönüşüm ile TOKİ öncülüğünde toplu konutlar yapıldı.
📷

Eğitim süreci

En son 2002’de 11.3 milyar TL olarak kaydedilen eğitime ayrılan bütçe, Erdoğan süreci ile 2014’te, 78.5 milyar TL’ye ulaştı.
Yönetim sürecinde birçok başarılı proje oldu. İlki, 2003’te UNICEF işbirliği ile başlatılan “Haydi Kızlar Okula” kampanyasıydı. Kızların okula gitmesini, eğitim seviyesindeki eşitsizliği noktalamayı amaçlayan bu projenin yürüttüğü kampanya sayesinde, 2002’de yüzde 87 olarak kaydedilen kız çocuğu okullaşma oranı, yüzde 96’lara kadar yükseldi. Bu Cumhuriyet tarihi için rekor bir rakamdı...
Bir ülkenin refah seviyesi kuşkusuz eğitim seviyesi ile paralel seyrediyordu ve eğitimin son durağı üniversitelerdi. 2003’te 70 olarak kaydedilen üniversite sayısı ilk 5 yılda 130’u geçmişti bile. Ülkenin 81 ilinin her birinde en az 1 üniversite oldu.
Sadece okul açmakla bitmiyordu elbet; bir de içinde yürütülen sistem adına bir şeyler yapılmalıydı. 2010’da başlatılan Fatih Projesi kapsamında çeşitli okullarda bazı sınıflara akıllı tahta koyarak işe başlandı. Teknolojinin nimetlerinden faydalanmak gerekiyordu tabii. Çocuklara da tablet bilgisayar dağıtımı başlatıldı.
Sonra 2012-2013 eğitim-öğretim yılından itibaren 4+4+4 eğitim sistemiyle 8 yıllık zorunlu eğitim, 12 yıllık zorunlu kademeli eğitime çevrildi. Başta çok karşı çıkanlar, olmaz diyenler olsa da, çocuk dediğin bir genç ağaç, eğilmeyi bekliyordu. Artısıyla, eksisiyle aslında bu sistem, eğitimin insana zorunluluğunu vurguluyordu. Çünkü ne ilginçtir ki, insan dediğin varlık, zorunlu kılınmayan şeylerin pek heveslisi olmayabiliyordu…
📷

Ekonomik süreç

Ülkede, Ak Parti döneminden önce en son “Kara Çarşamba” olarak da bilinen 2001 Türkiye ekonomik krizi yaşanmıştı. Bu kriz, ülkenin beklenmedik ölçüde ekonomik daralmasıyla sonuçlandı. Dövizdeki yüksek artışa bankacılık sisteminin açmaza girmesi eklenmiş devlet büyük bir mali yükü sırtlanmak zorunda bırakılmıştı.
Bir algı var insanda; zengin hep zengin, fakir hep fakir. Uzun adam, nasıl olmuştu da insanların umudu oluvermişti. Yeni her zaman iyidir mottosunun ürünü müydü bu? 2003’te Erdoğan ülkenin Başbakanı olduğunda, yeninin her zaman iyi olduğunu kanıtlayan o can gelmişti sanki. Belki de karşılıklı güvenin getirisi dört koldan yapacaklarına odaklanan Erdoğan, 2003’ten 2009’a ekonomide büyük bir büyüme sağlamayı başarmıştı. Sayısal verilere göre bakarsak, bu yıllar arasında Türkiye’nin GSMH’si, dünya toplamının yüzde 1,11’inden, yüzde 1,3’sine yükseldi. Bu süreçte, Türkiye edindiği oranla, AB ülkeleri arasında en iyi performansı yakalamıştı. Ayrıca bu süre zarfında, Türkiye’nin Uluslararası Para Fonu’na olan borcu da bitirildi. Ve dahi Türkiye İMF olarak bilinen bu yapıya borç verebilecek ülkelerden biri olmuştu...
Bu başarı, Cumhuriyet’in kurulduğu zamandan bu yana edinilmiş en büyük başarılardan biriydi. Siyasi istikrar sağlandı, ekonomi güçlendi ve dolayısıyla sosyal refah seviyesi yükseldi. Uzun Adam, bu işi başarmıştı. Dönüp çocukluğunda köşede soğuk su satan Recep Tayyip’e teşekkür ediyor muydu acaba?
Çıkışlar kadar inişler de insanlar içindi. Uluslararası krizi takiben 2008’in son çeyreğinde, bir durgunluk başladı. Babalarınızdan sizin kulaklarınıza da yer etmiştir muhakkak; kemerleri sıkma zamanıydı. Durgunluk, 1 yıl sürdü. Türk ekonomisinde ciddi bir küçülmeye sebep olmuştu. İşsizlik oranı, yüzde 10’dan, yüzde 14’e yükseldi. Küresel bir ekonomik krizin etkileri Türkiye'de de kendini hissettirmiş ancak Türkiye güçlü ekonomik yaklaşımdan verilmeyen tavizler sayesinde bu krizi, tabir yerindeyse, ufak sıyrıklarla atlatmıştı. O dönem Erdoğan, bu küresel ekonomik krizin Türkiye'yi teğet geçeceğini söylemiş ve öyle de olmuştu.
Ülkede işler yeniden düzelmeye başlamış; 2010 ve 2011 GSYH, yüzde 9 ve yüzde 8’den daha fazla büyüme göstermişti. Türkiye’yi, Çin’den sonra dünyada en fazla büyüme gösteren ikinci ülke konumuna yükseltti. Bu büyüme, işsizlik oranının da, krizden önceki seviyelere düşmesini sağladı.
2011’de, cari işlemler açığı yüzde 10’luk oranla tarihinin en yüksek noktasına ulaştı; dünya rekoru kırmıştı. Türk Lirasının değeri de, aşırı sermaye girişinden etkilenerek yükseldi. Ak Parti, “Ekonomiyi yeniden dengeleme” başlığı altında bir uyum operasyonuna karar verdi. Bu proje etkisini şu rakamlarla gösterdi: Bütçedeki eğitim payı 2002’de yüzde 10 iken 2011’de yüzde 15’e yükseldi. Sağlık payı da yüzde 2.6’dan, yüzde 5.8’e yükseldi. Bu zaman zarfında GSYH reelde yüzde 50’den fazla yükseldiği için eğitim ve sağlık harcamalarının reel artışı, GSYH içindeki pay artışlarından daha fazla olmuştu.
submitted by oguzkra1 to RecepTayyipErdogan [link] [comments]


2020.07.01 21:05 kadir-exe rte çaldıklarını verip ülkeyi emin ellere teslim edecek ama sizinle bir gece geçirecek (siz pasifsiniz) kabül mü? Sorunun devamı postta;

Kızlar veya pasif gay arkadaşlar veya biseksüel her neyse amını ve götünü siktirmekten keyif alan arkadaşlar ise emine erdoğanla bir gece geçirecek, kabül mü?
View Poll
submitted by kadir-exe to KGBTR [link] [comments]


2020.06.11 09:07 yennicheri Salak Kız Nasıl Tavlanır? Bölüm 4 (varoş kızlara ayrı, üniv'li kızlara ayrı taktik)

Üniversiteli Kızlar
Diyelim ki üniversiteye geleli aylar oldu ama siz daha bi tane bile kız tanımıyosunuz! Öncelikle bilmeniz gereken üniversiteli kızların hangi psikolojik durum içerisinde olduklarıdır. Bu kızların büyük bir çoğunluğu tüm lise hayatları boyunca "ulan dur şu üniversiteyi bir kazanana kadar derslere veriyim kendimi kazandıktan sonra istediğim çocuklan çıkarım📷zaten üniversite erkek kaynıyo" mantığı güderek ve başka bir şehire gelerek üzerlerindeki ezici aile baskısından kurtulmuşlardır. Bu da bir kaç noktaya dikkat edersek üniversitede de tavlanamıycak kız olmadığını gösterir.
Şimdi hangi bölümde okuduğunuzu bilmiyorum ama size söyleyebileceğim tek şey Edebiyat fakültesi kız açısından en bereketli bölüm olduğundan bahsedebilirim (Hayır güzelim fen fakültesinden edebiyata yatay geçiş yapılamıyo ))) Size ilk tavsiyem gidip herhangi bir dersine girmenizdir. Yüzlerce kişilik sınıfta kimsenin dikkatini çekeceğinizi sanmıyorum. Önünüze kağıt felan gelirse uyduruk bi ad yazıp imzalayın. Mutlaka bi kaç kızla tanışırsınız. Tenefüste edebiyat kantininde takılmakta faydalı bir davranıştır. Bi kızı gözünüze kestirin. Daha sonra bi şekilde kızla tanışın (ne şekilde diye bişey dudum sanki!)Mesela elinize kalem kağıt alın ve bi kız grubunun masasına oturmak için izin isteyin. Sonra sitemizde anlatılan kız özelliklerini aklınızdan çıkarmayarak şu yalanı uydurun :" Kızlar benim yardıma ihtiyacım var ricam etsem bana yardım edermisiniz." Kızlar meraklanıp "ne ki?" diye soracaktır." "Ben üniversiteli kızların sosyopsikolojik gelişim süreçleri ve postmodern çağın kızlar üzerindeki etkileri konulu bir aaa hazırlıyorum.Sizinle konuşup düşüncelerinizi alabilirmiyim?" sorusu çok masum ve kimsenin aklına kötü bir şey getirmeyecek bir sorudur. Kızlar mutlaka kabul edecektir. Şimdi kızlara şunu söyleyin " Aslında size soracağım bir kaç soru var. Hem bu arada ben tamer isimlerinizi alabilirmiyim?" Ve kızların isimlerini kağıda yazın.Unutmazsınız. Neyse bi kaç soru sorun ne biliyim ne tarz müzikler dinliyonuz📷 ailenizle birlikte mi yaşıyonuz📷 erkek arkadaşınız var mı📷 sizce millenyum nedir📷internet kullanıyor musunuz vb sizin için stratejik bilgileri kıza sorun. Daha sonra başka bir gün kantinde bu kızlardan birini bekleyin. gördüğünüz anda selamlaşın falan. aaae yardımcı olduğu için tekrar tekrar teşekkür edin ve muhabbet ortamı yaratın. Kızla tanıştınız şu an. Elinizde kıza dair her türlü bilgi de var.Artık siz bu kızı tavlayamazsanız gözüme gözükmeyin. Bu taktik başka bir siteden alınmıştır bir deneyin Denenmiş ve denendiği bütün kızlar üzerinde başarıya ulaşmıştır. Ama siz ben bunu yapamam veya nereye kadar böle devam edebilirim ki diyosanız (ki ikincisinde haklısınız en fazla 5-6 kızdan sonra taktik bayar) alternatif yöntemlerde var tabiki.
En önemli kız tavlama mekanı okulunuzun sosyal klüpleridir. Bu klüplerin asıl kuruluş nedeni de zaten kız tavlamaktır.Okulunuzda bulunan klüpleri araştırın ve kız açısından en zengin kaynaklara sahip olan klüplere üye olun. Özellikle Sinema Klübü📷 Tiyatro Klübü📷 ve Çiçek&Böcek&Sevgi&Şiir klüpleri tavlanmayı bekleyen kızlarla dolup taşmaktadır. Bu klüplere üye olarak oradaki ortama girebilir ve girdiğiniz ortamda istemediğiniz kadar çok kızla tanışabilirsiniz. Bunun dışında her yıl yapılan bahar şenliklerinde de bir çok kızla tanışmak ve akabinde tavlamak mümkündür. Biliyorum "hadi leen ne alakası var " diyceksiniz ama en kolay kız tavlayabileceğiniz bir diğer mekan okul kütüphanesidir. Çünkü buraya gelen kızların %90'ının derslerden zaten küçük olan beyinleri sulanmıştır ve bir erkek arkadaşa tahmin ettiğinizden çok daha fazla ihtiyaçları vardır. Cesur olun📷kütüphanede güzel bir kız gördüğünüzde hemen oradaki raflara doğru yönelin. Bi şekilde tanışın. Gerisini halledersiniz.
Okullarda bu yöntemleri kullanarak rahatlıkla kız tavlayabilirsiniz. Fakat bu taktiklerin mahallenizdeki kızları tavlama konusunda bir yararı olmayacaktır. Bir sonraki bölümümüzde sizler için mahalledeki kızlarla olan ilişkilerimizi detaylı olarak inceledim..
Mahalledeki Kızlar
Kendi mahallenizden bir kız tavlamanın yolu mahalleden bir kızla arkadaş olmaktır. Onun sayesinde diğer kızlarla tanışıp mahalledeki maximum 5 kızla çıkabilirsiniz. Hatta olayı abartıp bu 5 kızla çıktıktan sonra sizi bu kızlarla çıkmanıza yardımcı olan kıza📷"ben aslında sana uzun zamandır aşığım 📷o kızlarla da sırf seni kıskandırmak için çıktım."diyerek bu sayıyı 5+1 de yapmanız mümkün. Şimdi gelelim kızları nasıl tavlayacağımıza...Dediğimiz gibi önce en salaklarından bir kızla normal arkadaş olun (ne demek normal arkadaş! Anormal arkadaş nasıl olunur ki?!). Bunu yapmak zanlettiğiniz kadar zor değil.Bir örnek vermek gerekirse kendi apartmanınızda oturan ve annelerinizin görüştüğü bir kızla normal arkadaşlık kurmak çok ama çok kolay olacaktır. Bu kızla arkadaş olduktan sonra kızların dedikodudan ne kadar hoşlandıklarını aklınızdan çıkarmayarak almak istediğiniz tüm bilgileri alın.Mesela"Ya Oktay Ayşe'yle çıkıyormuş duyduğum göre!"sorusuna bu salak arkadaşınız "yok beee"diye cevap verirse "kimle çıkıyo? sorusunu yöneltin.Sizin Ayşe'ye yöneldiğinizi anlayan salak "Nabıcan?"diye sorar.Sizde sanane belki çıkıcam!diyin. Bunun üzerine kız "Ayarlıyım mı sana Ayşe'yi?"diye sorar."Vallaha çok büyük bir sevap işlersin!diye cevap verin ve ekleyin "Ağzını bi arasana olurmu📷olmaz mı?"bu soruya kız "tamam"diye ceavp verir vebu saatten sonra siz %90 Ayşe'yle çıkarsınız. Çünki bu salak arkadaşınız Ayşe'ye "Kızım Ahmet sana aşık 📷çıkma teklifi ediyor! "Demez. Tam tersine Ayşe'ye şu şekilde gaz verir :"Hişt Kız📷baksana Ahmet'i sana ayarlıyım mı📷bak hem yakışıklıda çocuk 📷heee?"Bu hareket Ayşe'nin sizinle çıkması için yeterli olacaktır.Bu kızların psikolojileri gereği arkadaşlarının söylediği şeyler onlar için çok önemlidir.Daha önce de söylediğimiz gibi bunlar hep sürü psikolojisi ile hareket ederler.Bu salak arkadaşınız bir süre sonra size gelip "ya ayarlıycam ama naz yapıyor 📷sende gelip yavşa biraz kıza "tarzı bir cümle kuracaktır. Aslında bu salak arkadaşınız Ayşe' yi sizinle çıkması için ikna etmiştir fakat ortamı kızıştırmaktadır. Neyse bu yöntemi kullanarak eninde sonunda Ayşe ile çıkmayı başardınız.Fakat asıl önemli olan Ayşe ile çıkmak değildir. Daha sırada diğer kızlar var )
Öncelikle Ayşe ile bir süre muhabbet kurun📷gezin📷tozun📷sinemaya falan gidin. Daha sonra bir pundura getirip eve atın.Aynı mahallede olduğunuz için bu pek büyük bir problem teşkil etmeyecektir...Neyse bir kaç kez eve attıktan sonra kızla işiniz bitecek.Ne demek olum aşık oldum?Ben sana demedim mi bu salaklara aşık olunmaz diye?Neyse📷 sizin bu kızla işiniz bitti sıra geldi diğer kızlara...
Ayşe'ye bir miktar gaz vermek suretiyle mahalledeki diğer kızlarla tanışın. Sonra eve gelip Hıncal Uluç (bakınız Güzellik Yarışmaları ))edasıyla kızları puanlandırın.En yüksek puanı alan kızı ilk sıraya almak şartıyla 4 tane kızdan oluşan listenizi yapın.Daha sonra bu kızlardan ilk sırada olanı hakkında gerekli olan istikbaratı toplayın ve başlayın yavşamaya.Tabi bunu Ayşe'nin yanında yapmayın siz her ne kadar bu yavşama olayını Ayşe'den gizli de yürütseniz bu olay Ayşe'nin kulağına en kısa zamanda gidecektir.Bunu duyan Ayşe birden sizin elden gittiğinizi anlayıp size aşık olacak(niye mi? olm diyoruz ya📷 salak bunlar ))İşte kız size aşık olduğunda diğer kıza yavşamaya devam edeceksiniz veee sonunda Ayşe bu veya başka bir sebepten dolayı sizi terk edecek.Yapma📷 etme geyiği yapın fakat abartmayın. Bırakın terketsin...Size kız mı yok? Ayşe'nin sizi terkettiğinden bir gün sonra gidip yavşadığınız kıza şunları söyleyin." Ya bak...Ben aslında senden çok uzun zamandır hoşlanıyorum.Ayşe ile de zaten sırf senin yüzünden ayrıldık.Seni daha önceden tanısaydım asla Ayşe'yle çıkmazdım.N'olur anla beni..Eee📷bişey söylemiycekmisin? "Kız bunları duyunca "Ay inanmıyorum📷hiç beklemiyordum📷şok oldum vallaha"diyip klasik tribini yapacaktır.Siz buna karşılık "Lütfen biraz düşün hemen karar verme!" taktiğini kullanarak kıza "hadi izin verdim git biraz naz yap!" bilinç altı mesajını vereceksiniz.Öncelikle kız "ulan Ayşe bana bişey dermi acaba 📷yakışıklıda çocuk ne yapsam acep kaosuna gelip biraz düşünür.İçindeki şeytan sizinle çıkması için baskı yapmaktadır.Siteyi komple okursanız zaten bu kızı tavlamış olmanız lazım.Veee zafer! İkinci kızı da tavladınız.Bu işte buraya kadar.ama bir sorun var = Ayşe! Gidin bakın bakalım Ayşe yaşıyor mu? zira bu salakların bu durumda yapacakları tek şey "Senin yüzünden canıma kıydım!" şeklinde bir mektup yazıp intihara teşebbüs etmek olacaktır.bu durumda Ayşe 'ye "Bak Ayşe ben sırf o kızla seni birazcık kıskandırmak için çıktım. İtiraf et! Sende beni bana aşıksın."diyin.Ve ekleyim "Ama artık birlikte olmamız imkansız ." kız " "Ama nedenn!öhüöhühöü!" diye karşılık vermezse gelin bana "Abi bana bi GRAND ÇİROK alacan kız öyle demedi!diyin. O derece eminim yani.))
Bunu diyen kız artık size istediğiniz herşeyi (mesela ne istiyebilirsiniz?)) vermeye hazır demektir. Ama siz biraz daha süründürün diğer kızla çıkmaya devam edin (Hatta bu arada diğer kıza da bi isim verelim böyle zor oluyo📷mesela adı Dilara olsun.) Dilara" Ayşe ile görüşüyormusun?" diye sorarsa "Ne alakası var ya "diye cevap verin.Fakat Ayşe ile görüşmeye devam edin Ayşe sizi Dilara'dan ayırmak için elinden geleni ardına koymayacaktır.Aldırmayın.Bu esnada Dilara'yla gezin📷tozun📷 sinemaya falan gidin ondan sonra cuupp yatağa!Bu işlemi bir kaç kez tekrarladıktan sonra ikinci kızla da işiniz bitecek. Sıra geldi 3. kıza . Ama şimdi başınızda çok büyük bir bela var Dilara'dan nasıl ayrılacaz? Şu diyalog işinizi fazlasıyla görecektir. "Aşkım seninle çok mutluyuz ama Ayşe olayını biliyosun.Beni sürekli rahatsız ediyo📷 "Sana deliler gibi aşığım📷intahar edecem sorumlusu sen olucaksın " falan diyo.... Onun için çok üzülüyorum gerçekten." Bunları duyan Dilara çılgına dönecektir. En kısa zamanda sizi başka bir nedenden dolayı terkeder. Bırakın terk etsin...Size kız mı yok? :)) Hemen Ayşe'ye gidip konuşmak istediğinizi söyleyin. Ayşe sizin Dilara'dan ayrıldığınızı öğrenmiştir. Es kaza CIA kızlar arasındaki istihbarat teşkilatının nasıl işlediğini görmüş olsaydı adamlar küçük dillerini yutardı📷o yüzden" nasıl ve nerden duydu lan bu kız benim ayrıldığımı?" diye sormayın :)))

BONUS:
ÇAPKINLIK TAKTİKLERİ
1- Ilk görüste aska inanir misin ? Yoksa disari cikip tekrar mi gireyim?
2- Affedersiniz! Biz kücükken farkli okullarda okumamis miydik?
3- Sirtina dokunup: Aman allahim gercekten omuz kemikleri!! Ben bunlari kanat sanmistim!
4- Cukulatadan bebeklerimiz bir dügün pastasinin üstünde sence de güzel görünür mü ?
5- Saati sorun.9'u 5 mi geciyor? Bugün pazartesi 28 mart 9.05..Sizinle tanistigimin günü ve zamani aklimda tutmam gerekli de!
6- Oturdunuz📷 konustunuz ve kalkti gidiyor..Birsey unutmadin mi?Neyi? Beni.!
7- Bu sehirde yabanciyim . Bana evinin yolunu tarif edebilir misin?
8- Baban uzayli miydi? Senin gibi birsey yeryüzünde yok cünkü!
9-Telefon numarami unutmusum📷 seninkini ödünc alabilir miyim?
10- Merhaba! Bay Watch'un son bölümünde harika oynadin📷 bir imza alabilir miyim?
11- Erkek"Sesi sen de duydun mu?" Ne sesi? Ben birsey duymadim! Kalbim kirildi
12- Baban hirsiz miydi? Hayir ! Ne Alaka?!? Gözlerinin yerine konulan elmaslari kim📷nerden caldi o zaman?
13- Bana yolu tarif edebilir misiniz? Kiz: Ne yolu? Nereye? Kalbine
14- Beni bir cimcikler misin Kiz: Neden? Bu güzellik gercek olamaz! Rüya görüyorum sanirim
15- Annenle baban zamaninda karsilasmasaydi📷 yeryüzündeki en mutsuz insan ben olurdum!
16- Siz Aktuel'in kapagindaki kiz degil misiniz?
17- Umarim suni solunumdan anliyorsundur..Solugum kesildi seni görünce!
NOT:Eğer hepsini üşenmeden okuduysanız artık 1 numaralı kız avcisi olmusunuzdur hiçbir kız elinizden kaçamaz yada sizi birakamaz .) iyi sanslar.

SON
submitted by yennicheri to KGBTR [link] [comments]


2020.05.19 02:43 karanotlar Sosyalizme Çağrı – Gustav Landauer – 5

Sosyalizme Çağrı – Gustav Landauer – 5
https://preview.redd.it/zb7tu0xu7mz41.jpg?width=1000&format=pjpg&auto=webp&s=d697b10245f6641768c77b173f0d21651853eafb
Sosyalizm İçin 3
Orada ne vardır? Dünyayı yaratan Tanrı; oğlu dünyayı günahlarından arındıran… Bu kadarı yetmezmiş gibi, bir zamanlar bir anlam ifade eden sembolizmin yanlış anlaşılmış bakiyeleri (var), -ki şimdilerde kelimenin tam manasıyla, her bir harf ve noktasına kadar inanç ve mucizevi hikaye olarak ele alınmaktadır- o kadar ki sözde ruh veya beden dahi mezarda çürüdükten sonra mutluluk elde edebilmektedir
Bu yüzden zamanımız iki çağ arasında durmaktadır. Bu neye benzemektedir?
Birleşmiş bir ruh – evet! evet! ruh kelimesi bu kitapta sık sık geçiyor. Bunun böyle olması belki de zamanımızın insanlarının, özellikle sözde sosyalistlerinin “ruh” kelimesini çok nadiren söyleyip çok nadiren buna uygun hareket etmesindendir. Ruhen hareket etmezler ve bu yüzden gerçek ve pratik hiçbir şey yapmazlar ve bu kadar az düşünürken gerçek olan herhangi bir şeyi nasıl meydana getirebilirler ki! Ortak çıkar konularında, tüketici malların üretimi ve dağıtılmasında kendiliğinden işbirliği yapmaya sevk eden birleştirici bir ruh bulunmamaktadır. Göklerdeki tarla kuşunun şarkısı ya da görünmeyen koroların uzaktan gelen şarkısı, dünyevi faaliyeti başkalaştıran sanat ruhu gibi, her gayretkeş dürtü üzerinde, tüm iş üzerinde salınan bir ruh bulunmamaktadır. İhtiyaç ve özgürlüğü doğal dürtülere, memnuniyete, şenliğe veren bir ruh bulunmamaktadır. Tüm yaşamı sonsuzlukla bağlayan, aklımızı kutsayan, tüm bedensel fonksiyonları göksel, her eylemi neşe, coşkunluk ve zindelik için bir sebep kılan ruh bulunmamaktadır.
Orada ne vardır? Dünyayı yaratan Tanrı; oğlu dünyayı günahlarından arındıran… Bu kadarı yetmezmiş gibi, bir zamanlar bir anlam ifade eden sembolizmin yanlış anlaşılmış bakiyeleri (var), -ki şimdilerde kelimenin tam manasıyla, her bir harf ve noktasına kadar inanç ve mucizevi hikaye olarak ele alınmaktadır- o kadar ki sözde ruh veya beden dahi mezarda çürüdükten sonra mutluluk elde edebilmektedir. Yetti artık. Bu ruh, ruhsuzdur, gerçekle ya da yaşamla hiçbir alakası yoktur. Eğer bir şeyler büyük olasılıkla yanlışsa, o zaman bir bütün olarak bu fikirler de öyledir.
Ve bizim âlimlerimiz bunu bilmektedir. Eğer insanlar, insanların çok büyük bir bölümü yanlış ve yıkıcı yalancılığın ruhuna yakalandıysa, kaç tane âlimimiz hilekârlık ve korkaklık ruhuna bulaşmıştır?
Birkaç adam dünyaya ve sonuç olarak ikamet, endüstri ve faaliyet imkânına; dünyaya ve dolayısıyla ham maddelere ve geçmişten miras alınan emek araçların sahiptir. Bu birkaç adam; toprak sahipliği, parasal servet biçiminde ekonomik ve şahsi iktidar ve insanlar üzerinde hâkimiyet ister.
Ve yine halk ve âlimler arasında kaç kişi herhangi bir ruhla ilgilenmez olmuştur ve böyle şeylerle rahatsız edilmekten daha çok gereksiz bir şeyin olmadığını düşünmektedir?
Okulda, çocuklar yanlış öğretilerle eğitilmektedir ve aileleri çocuklarının düşüncelerinin bozulmasına izin vermeye zorlanmaktadır. Eski dinde zorla tutulan yoksulların çocuklarıyla her çeşit yarı-aydın ve hafif şüpheye haiz zenginlerin çocukları arasında korkunç bir uçurum açılmıştır. Yoksulların çocuklarının aptal, uysal, ürkek kalmaları beklenirken, zenginlerin çocukları yarı-eğitilmiş ve uçarı olmuşlardır.
Zamanımızda iş nasıl yapılmaktadır? Neden iş yapılmaktadır?
İş nedir?
Sadece birkaç hayvan türü bizim iş dediğimiz şeyi bilmektedir: arılar, karıncalar, kanatlı karıncalar ve insanlar. İninde ve avında olan tilki, yuvasında olan ve böcek yakalayıp tahıl arayan kuş —hepsi yaşamak için çabalamak zorundadır ancak çalışmazlar. Çalışma (iş), tekniktir; teknik ortak ruh ve basirettir. Ruh, basiret ve komünallik olmadan çalışma olmaz.
Çalışmamızı yöneten ruh neye benzer? Basiretimiz neye benzer? Çalışmamızı düzenleyen komünalliğin doğası nedir?
Aşağıdaki gibi görünmektedir ve de öyledir:
Birkaç adam dünyaya ve sonuç olarak ikamet, endüstri ve faaliyet imkânına; dünyaya ve dolayısıyla ham maddelere ve geçmişten miras alınan emek araçların sahiptir. Bu birkaç adam; toprak sahipliği, parasal servet biçiminde ekonomik ve şahsi iktidar ve insanlar üzerinde hâkimiyet ister.
Bu kişiler eşyanın üretilmesini sağlar ki ilgili duruma göre piyasanın, acentalar ve satış temsilcilerinden oluşan ya da basit bir dille ikna edici lafebeleri, toptancılar, gazete reklamları ve afişleri, havai fişekler ve albenili ambalajdan müteşekkil büyük bir ordunun yardımıyla bunları kabul edeceğine inanır.
Fakat piyasanın mallarını zorlukla ya da hiçbir şekilde ya da en azından arzu edilen fiyatta almayacağını bildiklerinde dahi ürünleriyle piyasaya bombardıman yapmaya devam etmek zorundadırlar zira onların üretim tesisleri ve teşebbüsleri bir toplumun uyumlu organik insan sınıfının ya da daha büyük tüketici birliklerinin ya da halkın ihtiyaçları ile yönlenmez. Rehberleri kendi üretim makineleridir ki binlerce işçi bu makinelerde tekerlek üzerindeki İksion[1] gibi koşulmuştur, çünkü bu makinelerde küçük kısmi iş yapmaktan gayri hiçbir şey yapamazlar. İnsanları yok etmek için toplar ya da inceltilmiş tozdan çorap ya da bezelyeden hardal yapmaları önemsizdir. Satın alındıkları ve para getirdikleri müddetçe mallarının kullanılıp kullanılmaması, faydalı ya da mantıksız, güzel ya da çirkin, iyi ya da üstünkörü, iyi ya da kötü kaliteli olması önemsizdir.
Meyhanede içkiye yenik düşerler ve genellikle zehirlenmeden yaşayamaz hale gelirler. Sarhoş olurlar çünkü ayıklık kadar özünde kendilerine bu kadar yabancı başka hiçbir şey yoktur.
İnsanların büyük bir bölümü, dünyadan ve ürünlerinden, dünyadan ve emek araçlarından ayrılmıştır. Yoksulluk içinde ve güvencesiz yaşamaktadır. Yaşamlarında neşe ya da anlam yoktur. Yaşamlarıyla bağı olmayan şeyler üzerinde çalışırlar. Kendilerini donuk ve neşesiz kılacak şekilde çalışırlar. Pek çoğunun, tüm insan kitlelerinin genellikle başlarını sokacakları evleri yoktur. Donarlar, aç kalırlar ve sefalet içinde ölürler.
Yetersiz beslendikleri ve yetersiz evleri olduğu için tüberküloz ya da başka hastalıklar kaparlar ve vakitlerinden önce ölürler. Sağlıklarını kötü konutun ve zorlukların, hava kirliliğinin ve hastalık kapmış evlerin etkilerine rağmen devam ettirebilenler genellikle fabrikadaki aşırı çalışma, akridin tozu, zehirli maddeler ve buharlar yüzünden telef olurlar.
Yaşamlarının doğa ile hiçbir bağı yoktur ya da sadece azaltılmış bağları vardır. Acıma, neşe, ciddiyet, içsellik, coşku ve trajedinin ne olduğunu bilmezler. Kendilerini tecrübe edemezler. Gülemezler ya da çocuk gibi olamazlar. Kendilerine katlanırlar ve ne kadar çekilmez olduklarını bilmezler çünkü zihinsel olarak dahi pislik içinde ve kirlenmiş havada, çirkin sözlerin ve iğrenç hazların yoğun dumanında yaşarlar.
Bir araya gelip kendi komünallik türlerini geliştirdikleri yer, gök kubbe altındaki serbest pazar yeri ve gökyüzünün özgürlüğü ve sonsuzluğu altında kapalı uyumu simgeleyen yüksek bir kubbe yahut topluluk toplanma yeri, lonca salonu ve hamam değildir; ortak toplanma mekanları, meyhanedir.
Meyhanede içkiye yenik düşerler ve genellikle zehirlenmeden yaşayamaz hale gelirler. Sarhoş olurlar çünkü ayıklık kadar özünde kendilerine bu kadar yabancı başka hiçbir şey yoktur.
Çokça kişinin çalışmak isteyip çalışamaması sistem açısından gereklidir ve bu önceden belirlenmiştir. Hal böyleyken çalışabilen pek çok kişi bunu yapmak için daha fazla istek biriktirmez; pek çok tohum dölyatağında ve pek çok çocuk doğum sonrasında öldürülür; pek çoğu çok uzun yıllarını hapishanede ya da ıslahevinde geçirir.
Ruh gibi görünen ve hareket eden bir şey var olmalıdır. Yaşayan insan bir anlığına bile olsa ruhsuz yaşayamaz. Materyalistler oldukça iyi ve düzgün olabilirler fakat dünyayı ve yaşamı neyin oluşturduğuna dair hiçbir fikirleri yoktur. Ne tür bir ruh bizim canlı kalmamıza izin verir?
Hapishaneler, cezaevleri ve idam sehpaları inşa edilmek zorunda kalınmıştır. Mülk ve yaşam, sağlık, sağlam vücut ve cinsel seçim özgürlüğü her zaman sefil ve ahlaksız insanların şiddetiyle tehdit edilmiştir. Asiler ve şedid suçlular şimdilerde genellikle bir tehdit teşkil etmez ve hırsızlar da eskisine göre daha az cesurdur. Bunun yerine sayısız hırsız, soyguncu ve dolandırıcı ve adına cani denilen sözleşmeli katiller vardır.
Ahlaki sınırlamalara boyun eğen rahipler ve orta sınıf vatandaşlar, aşağılık masumiyetimizden masumca sorumlu olsalar da bu zavallı garibanlardan hayvanmış gibi bahsetme uygulamasını başlatmıştır. Onlara canavar, domuz, davar ve hayvan denmektedir. Oysa siz insanlar, ne kadar çocuk gibi olduklarına dikkat edin; morgda yatarken onlara bakın ve özelliklerine nazar edin. Kendinizi çok uzun süredir bağışlıyorsunuz ve sadece iyi kıyafetlerinizi, kendi etinizi ve namı bilinen duyarlı kalbinizi düşünüyorsunuz! Siz iyi vatandaşlar, siz geri çekilmiş ve saklanmış gençlik, siz saf kızlar ve onurlu kadınlar fakire, sefile, batmışa, suçlulara ve fahişelere bakın. Bakın ve öğrenin: masumiyetiniz, suçunuzdur; suçunuz yaşamınızdır.
Onların suçu zengin insanların yaşamıdır. Fakat onlar da o kadar uzun zamandır böyledirler ki artık düşünüp taşınacak kadar masum ve güzel değillerdir. Zorluk ve ruhsuzluk; bağıran bir çirkinlik, yoksunluk ve perişanlık yaratmaktadır. Refah ve ruhsuzluk; perişanlık, boşluk ve üçkağıtçılık peydah etmektedir.
Ve ikisinin de buluştuğu bir nokta, bir yer vardır: yoksul ve acınacak kadar zengin. Bu ikisi cinsel sıkıntıda buluşur. En yoksul olan, vücutları dışında satacak hiçbir şeyi olmayan genç kadınlardır. En acınası olanlar sokaklarda aylak aylak dolaşan ve cinselliklerinin nereden geldiğini ve onunla ne yapması gerektiğini bilmeyen genç erkeklerdir. Şimdilerde ne pazar ne katedral kubbesi, ne tapınak ne de cemaatin ortak evi herkes için ortak mekân değildir. Sadece güç ve paranın ikame ettiği, ruhun evde olmak isteyeceği yerde bulunan haz, tümden öylesine yok olmuştur ki bunu satmak isteyen insanlarla iğrenç vekillerini satın alması gereken başkaları var olur. Haz metaya dönüşünce, en üstte ve en altta yer alan ruhlar arasında artık hiçbir fark kalmaz ve fuhuş evi zamanımızın temsilciler meclisidir.
Ve devlet tüm bu ruhsuz saçmalık, karışıklık, zorluk ve soysuzluk ortasında düzene ve yaşamaya devam olanağı yaratmak için vardır. Okulları, kiliseleri, mahkemeleri, hapishaneleri, ıslahhaneleri ile devlet, ordu ve polisi ile devlet, askerleri, memurları ve fahişeleri ile devlet.
Ruhun ve içsel zorlamanın (içtepi) olmadığı yerde bir dış güç, sistemli bir düzenleme (regimentation), devlet vardır.
Ruh nerede ise orada toplum vardır. Nerede ruhsuzluk varsa orada devlet vardır. Devlet, ruhun vekilidir.
Bu diğer bir anlamda da böyledir.
Ve devlet – ki bundan öte hiçbir şeydir ve bu hiçbir şey olmaklığını örtmek için hilekârlıkla milliyet örtüsü ile kılıflar ve hilekârlıkla milliyeti – ki insanlar arasında hassas bir bağdır – kendisiyle hiç alakası olmayan coğrafi bir bölgeyi işgal eden ve var olmayan bir topluma bağlar.
Ruh gibi görünen ve hareket eden bir şey var olmalıdır. Yaşayan insan bir anlığına bile olsa ruhsuz yaşayamaz. Materyalistler oldukça iyi ve düzgün olabilirler fakat dünyayı ve yaşamı neyin oluşturduğuna dair hiçbir fikirleri yoktur. Ne tür bir ruh bizim canlı kalmamıza izin verir? Bir yanda çalışmamızı düzenleyen ruh ve öte yanda, gördüğümüz gibi zorluk. Bizleri bedenin ve aşağı sınıflar arasında bireyselliğin üstüne çıkartan batıl inanç, fahişe tacirliği ve alkoldür; üst sınıflar arasında bu alkol, fahişe tacirliği ve lükstür. Keza onlarla birlikte her tür ruh vardır! Onlarla birlikte! Ve bireyleri bütünlüğe, halka yükselten ruha bugün ulus denmektedir. Biyolojik topluluğun doğal zorlaması olarak ulus, kadim güzellikte ve kökü silinemez bir ruhtur. Devlet ve ölçüsüz (outragous) şiddet ile karışan ulus suni bir kabalık ve habis bir aptallıktır – yine de ruh için yapaydır (erstaz), günümüzde yaşayan insanın müzmin zehri haline dönüşen alkolik ruhların zehirlenmesinin ruhsal muadilidir.
Sınırlarıyla devlet ve çatışmalarıyla uluslar halkın ve toplumun var olmayan ruhunun yedekleridir. Devlet düşüncesi ruhun suni bir taklidi, sahte bir yanılsamasıdır. Birbiriyle alakası olmayan, ortak bir dil ve törenin güzel menfaatleri, belirli bir bölgede ekonomik yaşam çıkarları (ve bizler bugün ekonomik yaşamın ne olduğunu gördük) gibi toprakta hiçbir kökü bulunmayan amaçları birleştirir. Devlet, özel mülkü yöneten polisi ve tüm sınırları ve kurumlarıyla ruh ve amaç sahibi grupların sefil yedeği olarak insanlığın iyiliği için var olmaktadır. Dahası, bir sonraki adım insana sanki bir tür öz-amaçlı ve ideal bir yapı gibi, diğer bir deyişle ruh gibi görünen devlet için var olmuşlar şeklinde muamele etmektir. Ruh, eşit bir şekilde tüm bireylerin kalplerinde ve canlandırılmış bedenlerinde ikamet eden, bireylerden bağlayıcı nitelik olarak doğal zorlama ile onlardan çıkan ve birlikte birleşmelerine yol açan bir şeydir. Devlet hiçbir zaman bireyin içinde kurulmaz. Hiçbir zaman bireysel bir niteliğe dönüşmez, hiçbir zaman gönüllü olmaz. Bilakis ruhun dünyasına hükmeden merkez – ki kişinin yaşayan bedenindeki bağımsız, özgür düşünce ve özdür- yerine emir ve disiplinin merkeziyetçiliğinde yer alır. Uzun zaman önce topluluklar, kabilevi gruplar, loncalar, kardeşlikler, birlikler, toplumlar vardı ve bunların hepsi bir toplum içerisinde tabakalaşmıştı. Bugün güç, yasa ruhu ve devlet vardır.
Ve devlet – ki bundan öte hiçbir şeydir ve bu hiçbir şey olmaklığını örtmek için hilekârlıkla milliyet örtüsü ile kılıflar ve hilekârlıkla milliyeti – ki insanlar arasında hassas bir bağdır – kendisiyle hiç alakası olmayan coğrafi bir bölgeyi işgal eden ve var olmayan bir topluma bağlar. Bu cihetle devlet bir ruh ve bir ideal, anlaşılmaz bir aşkınlık olmak ister ki öyle olduğundan dolayı uğruna milyonlar kana susamış bir hevesle birbirini katleder. Devlet, birliğin gerçek ruhu kaybolup yok olduğu için getirilen ruhsuzluğun aşırı ucu, simgesidir (epitome). Yine de şunu söylemek gerekir: insanlar doğal ruhsal birliğin yaşayan gerçeği yerine bu korkunç hurafeye sahip olmasalardı, yaşam olmayan yaşamda ve bu bölünmüşlükte utanç ve yozlaşma nedeniyle boğulacakları için yaşayamazlardı; kuru bir kir gibi ufalanacaklardı.
Zamanımız işte böyle görünmektedir. Orada çağlar arasında durmaktadır. Bütün insanlar olarak sözlerimi kulaklarınızla duyuyor musunuz, bu tanımlamayı zoraki beyan edebildiğimi hissediyor musunuz? Sizin iyiliğiniz için bu korkunç şeyden bahsetmek zorunda kaldığımı hissediyor musunuz? Ve tüm bu lanet olası çevre, uzun zamandır yaşam kaidemin, hatta fiziki duruşumun ve yüz ifademin dahi bir parçası olduğundan kendimi keşfetmeye artık ihtiyaç duymadığıma dikkatinizi çektiğimi hissediyor musunuz? Benim de bu ağır yükün altında eğildiğimi, tıknefes kaldığımı ve kalbimin göğsümde çarptığını hissediyor musunuz?
Siz insanlar, her biriniz, bu zulüm altında ezilenler; sadece sesimin ve sözümün tonunun size ulaşmasına izin verin. Sessizliğimi ve ahenksizliğimi, boğucu endişemi de duyun. Yumruk elimi, duruşumun tamamının çarpık özelliklerini ve sönük kararlılığını görün. Hepsinden öte, insanların, benim gibi bunlara artık katlanamayan insanların beni duymasını, benim yanımda durmasını, benimle yürümesini istediğim için bu tasvirin yetersizliğini ve benim tarifsiz ehliyetsizliğimi kavrayın.
Çev: Nesrin Aytekin

[1] İksion: Zeus tarafından günahları ve nankörlüğü sebebiyle alevler saçan bir tekerlek üzerinde sonsuza dek dönerek yanmakla cezalandırılan kral.(Ç.n)

https://itaatsiz.org/2020/04/29/sosyalizme-cagri-gustav-landauer-5/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.05.02 22:08 31_kebab_31 Bir Müslüman için Ayak Fetişi Olmanın Zorlukları

Bir dindar için ayak fetişizmi en berbat durumların başında gelir. Fetişizm günah değildir elbette; ancak özellikle bekâr bir Müslüman'ı çok zorlayan ve irrite eden bir histir. Hem dindar olup hem fetişist olmak gerçekten de çok zor bir sınavdır. Bu bekâr Müslüman genç evlense bile fetişizm hislerini yaşayamazsa bu fetişizm onun için bir yük olur. Müslüman gencimiz fetiş hislerini eşi ile yaşayamazsa bu bekâr olan gencin yaşadığı sınavdan çok daha büyük bir sınava dönüşür.
Bilindiği üzere Müslüman bir birey zina etmeyi bırakın harama bile bakamaz. Ayrıca "bir yılanın arkasından yürü, bir aslanın arkasından yürü; ama bir kadının arkasından yürüme" diye geçer birtakım İslami eserlerde. Gerçekten de tanımadığımız bir kadının arkasından yürümek bile biz erkekler için fitne sebebidir. Biz erkekler için hem arkasında yürüdüğümüz kızın ayakları sorun olacak hem de belli olan beden hatları. Şu iyi bilinmelidir ki, Fetiş hisleri olan bir erkeğin nefsiyle mücadele edip kendini haramlardan koruması fetiş hisleri bulunmayan erkeklere kıyasla çok daha zordur. Buna şöyle bir örnek vereyim: Bir insan size sınavlarınız da varken ve ders çalışmanız gerekirken gelse ve "dışarıda kahve içelim kardeş dersi mersi boş ver" dese sınavım var der geçiştirirsiniz. Bu insan ile beraber bir kişi daha ısrar etse durur bir düşünürsünüz. Israr eden arkadaş sayısı arttıkça sizin ikna olma ihtimaliniz artar ve belki de dersi boş verip arkadaşlarla muhabbeti tercih edebilirsiniz. Bu örnek aslında her şeyi açıklar niteliktedir. Fetiş hisleri bulunmayan bir insan harama bakmamak için başını hafif eğip yere bakarak yürümeyi tercih edecektir sonuçta ayaklardan etkilenmediği için görse bile bu insanda cinsel dürtüler alevlenmeyecektir veya alevlense bile bu alevler ileri seviyeye ulaşmayacaktır; ancak fetişist olan bir insan için işler çok daha zordur; çünkü hem fetişist hem de dindar olan insan harama bakmamak için diğer insanlar gibi yere bakarak yürümek isteyecek; ancak yere baktığında bu sefer ayaklar tahrik edecektir. Fetişist bir birey bir kadından daha fazla tahrik olur; çünkü fetişist bir bireyin tahrik olduğu alan diğer bireylere göre daha fazladır. Şöyle bir durum var ki; sadece ayaklardan tahrik olup da bedenin diğer yerlerinden tahrik olmayan bir birey evlendiğinde eşiyle sorunlar yaşar; çünkü bu bireyin eşi ne kadar özenli olursa olsun ilgili birey hep ayaklarla ilgilenecektir. Bu durum boşanmaya varan seviyede kötüdür. Sadece ayaklardan değil de ayaklarla beraber komple kadın bedeninden tahrik olan benim gibi inançlı fetişistlere Allah (s.w.t) kolaylıklar nasib etsin rabbim :( Yani yukarı tükürsek bıyık, aşağı tükürsek sakal. Bizlerin bu fetişizm nedeniyle kadınlardan tahrik olma katsayımız diğer erkeklere kıyasla daha yüksektir anlayacağınız. Gerçi bu durum evlendiğimiz zaman eğer kadın anlayışlı ve güzel huylu ise kadının işine gelir; çünkü bizim eşimizle ilgilenmek için yaptığımız her hamle eşimizi mutlu edecektir. Eşimizin bedenindeki diğer uzuvlarla birlikte ayaklarıyla da ilgilenmemiz eşimizin aldığı zevk katsayısını yükseltecektir. Aslında ayaklar bedenin sinir uçlarının toplandığı merkezlerden biridir. Herkes ayakları ihmal eder; çünkü bilmezler hatta ayağı pis zannederler. Halbuki 5 vakit namaz kılan birinin ayakları kolay kolay kokmuyor ve bu kişi ayaklarına dikkat ederse ayaklarıyla ilgili pek sağlık sorunu da yaşamaz. Ayrıca ayak yalamanın ayağını yalatana faydası çoktur. Örneğin:
Bunlara inanmayanlar refleksolojiyi iyi okusunlar. Refleksoloji ayaklara masaj yaparak sağlığa kavuşturma ile ilgili bir kavram.. Bana inanmayanlar arama motorlarında refleksoloji diye aratıp ayak masajının faydalarını okuyabilirler. Akabinde tükürüğün faydaları diye de arama motorlarında aratın ve tükürüğün faydalarını okuyun.. Okuyun da görün doğru söylediğimi...
Aslında kadınlar ayaklarını kocalarına düzenli olarak yalatmalı. Aslında fetişist olup aynı zamanda dindar olan bir insan kadınlar için bir nimettir. Ayaklarınıza bakım yapacak hatta tırnaklarınızı bile kesip pedikürünüzü seve seve bedavaya yapabilecek bir eşiniz var. İstifade edin. Önyargılı olacağınıza bunun tadını çıkarın. Eşiniz sadece ayaklarla değil de ayaklarınızla beraber tüm bedeninizle de ilgileniyorsa bu fetişizm neden kötü olsun, neden sapıklık olsun, neden sapkınlık olsun? Yazının sonlarında size refleksoloji ile ilgili resimler sundum. O resimlere de bakınız!!! Bu iş ciddi bir iş.. Fetişist bir erkek aslında kadınlar için nimet... Aslında hem fetişist hem de dindar olan bir erkek kadın için nimettir hatta bulunmaz bursa kumaşıdır: - Karısının ayaklarına gönüllü olarak her gün masaj yapar ve bundan cinsel açıdan keyif alır. Bu sayede hem nefsini köreltir hem de eşine âdeta şifa kaynağı olur - Karısının tırnaklarını da keser, pedikürünü de yapar - Karısının ayaklarını yıkar - Karısının ayaklarını yalar ve emer, bu sayede refleksolojiden bir adım öne geçerek ağzı, dili ve dişleri ile karısının ayaklarına ekstra bir masaj imkanı sunar. Bu durum refleksolojinin faydalarını daha da arttırır. - Refleksoloji normalde kliniklerde para ile yapılan bir şey. Kocanız ayak fetişi ise siz İNSANLARIN PARA VERİP DE ZOR BULDUKLARI BİR ŞEYİ BEDAVADAN elde etmiş bulunuyorsunuz. - Kocanız aynı zamanda dindar olduğu için haramlara da bakmaz. - Kocanız evde sizin ayaklarınızla nefsini körelteceğinden dışarıda yukarıda yazdığım zorluklarla karşılaşsa da yine de kocanızın nefsi kocanızı fazla zorlayamaz; çünkü eve gelecek ve sizin ayaklarınızla ilgilenecek. - Kocanızın yaşadığı bu çok ağır imtihanlarda kocanıza yardım ederek aslında farkında olmadan cihad için sefere çıkmışçasına sevap kazanırsınız. Hatta kocanızın her hayır duasında bir adım daha yükselirsiniz. Kocanız her hoşnut oluşunda sizi duaya boğacaktır. Bunun da size faydası olacak. - ... dahası da var.. Hem dünyevi hem de uhrevi faydalar inşaAllah sizleri bekliyor... Ancaaaakkk o önyargılarınızı kırmanız gerekmekte...
Fetişist olup da dindar olan bir bireyin yaşadığı başlıca sorunlar: - Dışarı çıktığında yere bakarak yürüyememek - Billboardlarda ve reklam alanlarında gördüğü ayak resimlerinden tahrik olabilme - Resimlerde örneklerini gördüğünüz toplu taşıma araçlarında özellikle karşılıklı koltuğu olan taşıtlarda dakikalarca karşınızda oturan hanımefendilerin hem yüzlerine hem de ayaklarına bakmamak için yoğun uğraş vermenize sebep olan felâket ötesi bir imtihan. - Özellikle yaz mevsimlerinde hanımefendilerin ayaklarını çoraplı ya da çorapsız fark etmeyecek şekilde gösteren ayakkabılar giymeleri yüzünden çekilen çilenin daha da artması - ... yani daha nasıl ifade edeyim?
Hem dindar olup hem de fetişist olmak o kadar zor ki. Özellikle anlayışsız, önyargılı, bağnaz ve tabularla dolu bir çevreniz varsa yaşadığınız bu ağır imtihanlar en az 100000000000000000 kat daha artacaktır...
Ben de bu sorunları yaşayan inançlı bir fetişist olarak bu siteyi açmış bulunmaktayım.
Yazan: Dindarfetisist
Hotmail ve skype: [email protected] Gmail: [email protected]
Yazar Hakkında: http://fetismusluman.blogspot.com/2015/12/yazar-hakkinda.html
Dindar Fetişist (Fetişist Müslüman), Her hakkı saklıdır...
submitted by 31_kebab_31 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.04.21 01:40 Mekkem85 Size nasıl milli olduğumu anlatmış mıydım?

Herhalde anlatmadım. Bizim bakkalın kızıydı.. bakkal dediysem öyle çarıklı Ali dayı zannetmeyin. Tekeldi bu... Tekelcilerin kızlarını bilirsiniz, gırtlaklarından bir kuruş bile helal para geçmediği için azıcık namussuz olurlar. İrem. Tekelci Uygar abinin mini şortlu, eskişehirde seramik okuyan (bi insan niye seramik okur fayansçı mı olacak onu da hiç anlamadım zaten) beyaz tenli, beline kadar uzun saçlı kızı... İrem. Hikayemizin İrem’le hiçbir alakası yok. Ama yine de sizi heyecanlandırmak istedim. Ankara... Bentderesi.. eskiler bilir. Orta sınıf bir kerhaneydi.. derler ki Türkiye’nin en iyisi kerhanesi Mersin’deymiş. Kızı cezerye, cezeryesi kız kokan şehir... İlk oraya düşermiş kızlar. Bi dost edinip de başları belaya girince oradan uzarlarmış cennet ülkemizin dört bir yanına.. Sevda da yaklaşık 20 sene önce mersin kerhanesindeymiş. Yani nereden baksan nilüfer turizmin bursa aktarmalı muş otobüsü kadar şehir dolaşmıştır. Ramazan bayramında keçiören’den arkadaşlarla bayram harçlıklarımızı almışız. İçimizde bir heyecan var ki tutmayın bizi... kıpır kıpırız.. torpil patlatacaz, kız kaçıran atacaz. Ama o da ne? Ayı Cengiz bir anda peydah oldu yanımızda... ayı cengiz bizden 3 yaş büyük. Ayı cengiz dememizin de bir sebebi var. Çünkü ayı gibi bir çocuk. Karslı ama kendisine ardahanlıyım diyor. Ne fark var hala anlamadım amına koyum. Ayı Cengiz geldi yanımıza dedi ki “yürüyün lan mortal kombat’ın filmi gelmiş sinemaya gidelim” Gidelim mi? Gidelim dayı... demirden korksaydık trene binmezdik. Sinemaya gittik. Kocatepe camii’nin orada... Ama kader bu ya.. seans dolmuş. Ne yapsak? Başka bir film daha var. “En iyi arkadaşım evleniyor” julia roberts’ın filmi Bala’lı Mustafa var şimdi ilkokulda güvenlik... O’na gidelim abi dedi. Ya bi siktir git Mustafa... Ulus’a kadar yürüdük. Keçiören-Ulus dolmuşuna binecez. Bi de ne görelim. Topal bir kadın. Ulus’tan aşağı ince ince seğiriyor, kolunda ufacık bi fino köpeği... “Armudun sapı topalın amı” dedim içimden. Yanımdaki levent -şimdi çevik kuvvet diyarbakır’da- “ne diyon lan” dedi. Demek ki içimden dememişim. Düştük kolunda köpeği olan topalın peşine... Ulustan aşağı indi, girdi kerhaneye... Biz de girecez ama küçüğüz... Hem kerhanenin kapısında polis bekliyor. Kapının önünde envai çeşit adam... Birinin yanına yaklaştım. “Abi dedim polis ne ayak?” Bana dedi ki.. “Kırk ayak... Her ayak var. Sen hangisini aradın?” Öyle oldu böyle oldu.. İçeriye attık kendimizi... Hiç kerhaneye girmediyseniz. Size orayı şöyle anlatırım... Koku... Hayatınızda hiç almadığınız kadar kesif bir sperm kokusu... Her yer, her duvar, bastığınız her alan sperm kokuyor. İçeri girer girmez mideniz alt üst oluyor. Ama erkeklik bu ya... Girer girmez o kadınların sesini duyarsınız kulaklarınızda... “Şşşt antepli gel de bi sik de kerpeten gibi am gör” Hasiktir ben 6 saat önce bayram namazındaydım. Gitti o namazlar kanın artık kurşun gibi hızlı... Altımız da bi kapının önünde durduk. Sevda... Vizite 20 milyon... Niye altı kişi aynı kıza girdik hala anlamam. Ben dördüncüydüm. İçeri girdim. Sevda elinde peçete temizleniyor. Yüzüme bakmadan “soyun” dedi... Götümü anamdan başka ilk kez bir kadın görüyordu. Bu sebepten Sevda benim için ayrı bir özeldir. Soyundum, korkmuştum, bayramdı, ortalık berbat kokuyordu ama Sevda... Sevda... Kara kaşlı, kara gözlü yüzü bir açıdan Aydan Şener’i diğer açıdan Şener Şen’i andıran çöl prensesi... Sevda... Bacaklarını ayırdı. Ben... Mortal Kombat filmine gidecektim aslında... İrem, zeynep, tuğçe, aslı,gizem, şeyda, kübra, hülya... Kadın dostlarım kadın... Sevda bana kadın ne demek onu gösterdi o gün... Ben ufacık bir çocuk, elimde heyecandan sırılsıklam olmuş bir 20 milyonla o kirli bacakların arasından kaçıp giderken... Sevda elimden alırken o 20 milyonu... Dışarı çıkarken nefes nefese... Ayı Cengiz tuttu kolumdan. Noldu kardeşim dedi.. yalan söyledim. Siktim dedim. Üfff karı inim inim inledi... Açtı arkamdan kapıyı Sevda... doğru mu? Dedi Cengiz. Sevda “he he sikti” dedi... Yüzümde haksız bir gurur. İşte ben o gün milli oldum dostlarım. Çünkü “milli olduğunuz gün siktiğiniz değil sikildiğiniz gündür.”
submitted by Mekkem85 to KGBTR [link] [comments]


2020.02.29 14:20 tapinaksovalyesi Baştan Sona Kutsal Kitap Okuma Planı: Her Gün Bir Bölüm (6. Gün)

Yeryüzünde insanlar çoğalmaya başladı, kızlar doğdu. İlahi varlıklar insan kızlarının güzelliğini görünce beğendikleriyle evlendiler. RAB, “Ruhum insanda sonsuza dek kalmayacak, çünkü o ölümlüdür” dedi, “İnsanın ömrü yüz yirmi yıl olacak.” İlahi varlıkların insan kızlarıyla evlenip çocuk sahibi oldukları günlerde ve daha sonra yeryüzünde Nefiller vardı. Bunlar eski çağ kahramanları, ünlü kişilerdi. RAB baktı, yeryüzünde insanın yaptığı kötülük çok, aklı fikri hep kötülükte. İnsanı yarattığına pişman oldu. Yüreği sızladı. “Yarattığım insanları, hayvanları, sürüngen leri, kuşları yeryüzünden silip atacağım” dedi, “Çünkü onları yarattığıma pişman oldum.” Ama Nuh RAB 'bin gözünde lütuf buldu. Nuh'un öyküsü şöyledir: Nuh doğru bir insandı. Çağdaşları arasında kusursuz biriydi. Tanrı yolunda yürüdü. Üç oğlu vardı: Sam, Ham, Yafet. Tanrı'nın gözünde yeryüzü bozulmuş, zorbalıkla dolmuştu. Tanrı yeryüzüne baktı ve her şeyin ne denli bozulduğunu gördü. Çünkü insanlar yoldan çıkmıştı. Tanrı Nuh'a, “İnsanlığa son vereceğim” dedi, “Çünkü onlar yüzünden yeryüzü zorbalıkla doldu. Onlarla birlikte yeryüzünü de yok edeceğim. Kendine gofer ağacından bir gemi yap. İçini dışını ziftle, içeriye kamaralar yap. Gemiyi şöyle yapacaksın: Uzunluğu üç yüz, genişliği elli, yüksekliği otuz arşın olacak. Pencere de yap, boyu yukarıya doğru bir arşını bulsun. Kapıyı geminin yan tarafına koy. Alt, orta ve üst güverteler yap. Yeryüzüne tufan göndereceğim. Göklerin altında soluk alan bütün canlıları yok edeceğim. Yeryüzündeki her canlı ölecek. Ama seninle bir antlaşma yapacağım. Oğulların, karın, gelinlerinle birlikte gemiye bin. Sağ kalabilmeleri için her canlı türünden bir erkek, bir dişi olmak üzere birer çifti gemiye al. Çeşit çeşit kuşlar, hayvanlar, sürüngenler sağ kalmak için çifter çifter sana gelecekler. Yanına hem kendin, hem onlar için yenebilecek ne varsa al, ilerde yemek üzere depola.” Nuh Tanrı'nın bütün buyruklarını yerine getirdi.
YARATILIŞ 6:1‭-‬22
submitted by tapinaksovalyesi to KGBTR [link] [comments]


2020.02.18 13:37 karanotlar Kızıl Rahip Antonio Vivaldi hayatı, sanatı ve eserleri

Kızıl Rahip Antonio Vivaldi hayatı, sanatı ve eserleri

https://preview.redd.it/tidb2uh0goh41.jpg?width=150&format=pjpg&auto=webp&s=1c3c87c1068e9ec13c7060d6c9b92676a09613f7
Antonio Vivaldi, Giovanni Vivaldi ve Camilla Calicchio’nun ilk çocuğu olarak 1678’te Venedik’te dünyaya geldi. Babası, önceleri berberlik yapmış, daha sonra ise başarılı bir kemancı olmuştu. Vivaldi, ilk müzik eğitimini babasından almıştır.
Okul hayatında papaz olarak yetiştirilen (papazlık eğitimi alan) Antonio Vivaldi, 1703 yılında resmi ilk görevine atandı. Aynı yıl bu görevinden ayrılarak başka bir işe, kızlar yetimhanesinde keman öğretmeni başladı. Buradaki görevi yetim ya da sakat kızlara keman çalmayı öğretmek ve onlara konserlerde seslendirmeleri için her ay iki konçerto yazmaktı. 1709 yılında bu görevinden ayrılmak zorunda kaldı. Bu dönemde Vivaldi besteci olarak dikkat çekmeye başladı. 1705 yılında Op.1 sonat seti yayımlandı.
[youlist search=”vivaldi” width=”660″ height=”330″]
Sonraki esere geçmek için > eser seçmek için [>] işaretine basınız.
1709’da Op.2 keman sonatını Danimarka Kralı IV. Frederik’e ithaf eden Vivaldi, bu sıralarda konçerto yazmaya başlamıştır. Hollandalı yayıncı Estienne Roger, Vivaldi’nin 12 konçertodan oluşan L’estro Harmonico adli eserini yayımladı. Bu dönemin en etkili müziksel yayını oldu. Almanya dışına hiç çıkmayan Bach’in müziğinin İtalyan yanının oluşmasında önemli bir yeri vardır. 1714’te Vivaldi’nin konçertolarını duyan Quantz, Albinoni ile birlikte Vivaldi’ye konçertoda reform yapmaları için ödenek bağlamıştır.
1723 ile 1724’te Roma’daki karnaval mevsimi için üç opera yazdı. Yine 1723’te Vivaldi, Pieta’nın yöneticileriyle ayda iki konçerto besteleme konusunda anlaştı. 1725’te yazdığı eseri Op. 8, Il cimento dell’armonico e dell’inventione ile ünü daha da yayıldı. Bu yıllarda opera sanatçısı Anna Giraud ile ilişkisi başladı.
1737’de görevde yaptığı Ferrara’nın yöneticileriyle Vivaldi arasında sergilenecek operaların seçimi konusunda çıkan anlaşmazlık Vivaldi’nin işinden olmasına yol açtı. Bu olayın ardından Vivaldi, Amsterdam’a yerleşti. 1741’de Graz’da Anna’yı dinlemek için Avusturya’ya yaptığı yolculuğu sırasında Viyana’da konakladığı bir dulun evinde öldü. Hemen aynı gün kimsesizler mezarlığına gömüldü.
Vivaldi’nin 500’den fazla konçertosu vardır. Farklı enstrümanlardan yararlanmayı çok seviyordu. Hiç kimse viyolonselden solo enstrüman olarak onun yararlandığı kadar yararlanmamıştır. Fransız Barok müziğinde nefesli çalgılar ağırlıktayken, onun müziğinde yaylı çalgılar önem kazanır. 230 keman konçertosunun yanında, flüt, obua, çello, viyola, mandolin konçertoları vardır. Klasik müzikle ilgisi olmayanların bile bildiği Dört Mevsim Konçertosu en sevilen eseridir. Kendisinin 94 tane opera yazdığını söylemesine karşın, bunların ancak 50’si günümüze ulaşabilmiştir. Bitmek tükenmek bilmeyen bir müzik dehası olan Vivaldi’nin hırslı ve güçlü kişiliği, müziğine de yansımıştır.
Vivaldi’nin adı yüzyılımıza dek pek tanınmadı. Ancak 1920’den sonra yapılan araştırmalar sonucunda Vivaldi’nin yüzlerce eseri gün ışığına çıkmaya başladı.
Eserleri
Vivaldi’nin Amsterdam’da basılmış eserleri 100 konçerto ve 40 sonattır. Besteciliğindeki yaratıcılık ve çeşitlilik inanılmaz boyuttadır. 94 opera yapıtı olduğu rivayet edilir ancak bugüne kadar sadece 19 tanesi bilinmektedir. 500 kadar konçerto yazdığı sanılmaktadır.
Vivaldi hayalinde canlandırdığı resimleri müzik haline getirmiştir. Eserlerinde, hayallerine verdiği başrolü açıklayıcı sonelerle destekler. En ünlü eseri sayılan Op.8 içerisindeki Dört Mevsim konçertosunda mevsimler kendi özellikleri ile anlatılmıştır. Vivaldi’nin bu muhteşem eseri uzun yıllar sonra Beethoven’a da ilham kaynağı olmuş ve Pastoral Senfoni bu şekilde ortaya çıkmıştır.
Operaları
Bajazet (RV 703)
Cantone in Utica (RV-705)
Dorilla in Tempo (RV-709)
La fida Ninfa (RV-714)
Giustino (RV-717)
L’Incoronazione di Dario (RV-719)
L’Olimpiade (RV-725)
Orlando finto Pazzo (RV-727)
Orlando furioso (RV-728)
La verita in Cimento (RV-739)
Tito Manlio (RV-738)
Oratorya
Juditha Triumhans Devicta Holofernis Barbarie
https://www.cafrande.org/kizil-rahip-antonio-vivaldi-hayati-sanati-ve-eserleri/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.01.08 00:40 Nahuel1905 Evlenme Büyüsü

Evlenme Büyüsü

https://preview.redd.it/nm2gt9z2en941.jpg?width=500&format=pjpg&auto=webp&s=5fb3fe671c3e7e3878e3f347a61139d8754a863a
Evlenme Büyüsü kısmeti kapalı ve evlenemeyen kişiler için kullanılan bir büyü şeklidir. Ak büyüler sınıfında yer alan bu büyü ile kısmeti kapalı olan kızlar ve erkekler evlenebilirler. Bu büyü yaklaşık 12 gün işlem gerektiren bir büyüdür ve ilişkisi olsun olmasın bu büyüyü yaptıran kişi işlem yapıldıktan sonra en geç 3 ay içinde kesinlikle evlilikle taçlandırılır. Kabala ilmi üzerinden yapılan bu büyüde ruhanilerden yardım alınarak evlenmesi gereken kişinin kısmeti açılır ve işlem tahtası kapalıysa açık hale getirilir.
Evlenme büyüsünde kullanılan yöntem ruhanilerdne yardım alma yöntemidir. Evlenmek isteyen kişinin bilgileri üzerinden yapılan bu işlem ile kişinin üzerinden bulunan negatif enerjiler kaldırılır ve tamamiyle pozitif olması sağlanır. 12 günlük işlme süresi sonunda kişinin sevgilisi yoksa sevgilisi olur ve evlilik yolunda ilişkisi ilerler. İlişkisi var ise bu ilişki evlilik ile sonuçlandırılır. İşlem için gereken bilgiler ise kişinin adı, anne adı, doğum tarihi ve fotoğrafıdır. Bu işlem yıllardan beri kullanılmakta olan bir işlem olup kısmet açma büyüsü adı ile de yapılmaktadır. İlk olarak yahudiler tarafından kullanılmış ve grimore büyü kitaplarında yer alan bir büyüdür. Kabalistik sistem ile diğer yöntemlerden daha kısa sürede ve daha etkili bir şekilde sonuç elde edilmektedir.
Ben Medyum Saul Kohen 25 senedir büyü işleriyle uğraşan biriyim modern çağ simyacısı ve alşimistiyim. Bu zamana kadar büyü yöntemi ile binlerce kişinin sorunlarını çözdüm ve çözmeye de devam ediyorum. Çalışmalarımı Kabala ilmi üzerinden gerçekleştiriyorum. Bu ilimin bana verdiği avantaj diğer medyum ve büyücülerin uzun sürelerde gerçekelştiremedikleri durumları kısa bir çalışma süresinden sonra kesin sonuç alacak şekilde yapmamdır. İnsanların beni tercih etmesinin yegane sebeplerinden biri de budur.
Sizlerde kısmetinizin kapalı olduğunu düşünüyor ve evlenmek istiyorsanız çekinmeden benimle irtibata geçebilir ve bu konuda yardım talep edebilirsiniz. Sorunlarınıza en kısa sürede dönüş yapıp olumlu sonuçlandıracağımdan şüpheniz olmasın. Görüşmek ve çalışmak dileğiyle…
submitted by Nahuel1905 to u/Nahuel1905 [link] [comments]